Anasayfa   Seri İlanlar   Reklam   İletişim
ERDOĞAN KAHYA'NIN RÖPORTAJI
BİR GÖÇ MASALI... BELÇİKA'NIN EMİRDAĞLI BAKANI (2)

 DR. SADIK ÖZEN
DR. SADIK ÖZEN
Geçmişten günümüze Vakıflar
25.10.2010

Ülkemizde, 2002 yılında başlayan yeni siyasi dönemin ilk yıllarından hemen sonra; Cumhuriyet’in kuruluşu ile yeniden düzenlenmiş ve Lozan Antlaşması’na dayalı olarak çıkarılan yasalarla yeni bir çeki düzen verilmiş olan Vakıflar Yasası, büyük bir hızla ülke gündemine taşınmıştır. Nedeni, Avrupa Birliği Devletleri’nin, ülkemizdeki ve ülkelerindeki Gayri Müslüm insanların, sözüm ona haklarının korunmasına yönelik dayatmalarıdır.

 

Bu girişim bir anda büyük tartışmalara neden olmuş, ancak iktidar partisi elindeki oy çokluğuna dayanarak, yeni yasayı dilediği şekilde çıkarmıştır. Dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer, aynı zamanda deneyimli ve saygın bir hukukçu olarak konuya büyük bir duyarlılık göstermiş ve bu yasa taslağının ülke çıkarlarına ters düşen bazı maddelerinin yeniden gözden geçirilmesi için TBMM’ne iade etmiştir. (Yıl: 2006)

 

Ancak, iktidar partisi, konuyu iki yıl sürüncemede bıraktıktan sonra, Sayın Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanlığı süresinin doluşuyla yeniden TBMM’ne getirmiş ve kamuoyundaki tepkiler ve muhalefetin itirazlarına rağmen üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ilk sunuluş şekliyle kabul edilmiş ve böylece Avrupa Birliği Devletleri memnun bırakılmıştır. (Yıl: 2008)

 

Bu yasanın çıkışının ardından T.C Devleti aleyhine birçok davalar açılmıştır ve bu davalar halen devam etmektedir. Şu anda Türkiye Cumhuriyeti, çıkarılan bu yasa ile siyasi ve ekonomik yönden büyük bir tehdit altındadır. Zira bu yasa ile Lozan Antlaşması delinmiş, bazı hükümleri tartışılır hale gelmiş, bazı hükümleri ise otomatik olarak yürürlükten kalkmıştır.

 

Vakıflar, İlk olarak Anadolu Selçukluları tarafından kurulmuş, daha sonra gelen Türk ve İslam Devletleri dönemlerinde kurulan yeni vakıflarla alan daha da genişletilmiştir. En büyük gelişimini Osmanlı İmparatorluğu döneminde göstermiştir.

 

Vakıflar fakir insanlara yardım amacıyla kurulmuşlardır. Bu vakıflarla, Türk ve İslam dünyasında, toplum düzeninin korunması sağlanmaya çalışılmıştır.

 

İmaret, cami, mescit, türbe, medrese, mektep, han, hamam, bedesten, kervansaray, su yolları, su kemerleri, çeşme, yol, köprü, deniz feneri ve kamunun doğrudan yararlandığı bir çok eser meydana getirilmiştir. Bunların bir kısmı hizmetlerini hala sürdürmekte olup, bir kısmı da tarihi eserler arasında yerlerini almış bulunmaktadır.

 

Ağaçlandırma çalışmaları, fakirlerin cenazelerinin kaldırılması ve bayramlarda fakir çocukların sevindirilmesi de bu hizmetler arasındadır.  Tabii bunların bir kısmını, günümüzde, devlet yanında bazı siyasi partiler, onların yandaşları ve arka bahçeleri yerine getiriyorlar. Örneğin; odun-kömür, yiyecek-giyecek, çamaşır makinesi-buzdolabı dağıtmak ve aylık maaşlara bağlamak gibi.

 

Dikkat edildiğinde, Osmanlı İmparatorluğu döneminde, vakıf hizmetlerinin, bugün, Belediye ve Özel İdare gibi devlete ait kuruluşlar tarafından yürütüldüğü anlaşılır. Geçmiş dönemle günümüz arasındaki en büyük benzerlik budur. Devlet, geçmişte vakıflar aracılığıyla verdiği hizmetleri, günümüzde yerel yönetimlerin sırtına yüklemiş bulunuyor. Ama her iki halde de devletin gücü ve olanaklarının kullanılması söz konusudur.

 

Osmanlı döneminde; devlet ve devleti yönetenler, kendi mülkleri olan belli ve dayanıklı mallarını ve menfaatlerini bir çıkar şartına bağlamadan fakir halka bırakmışlardır.  Vakfedilen mal, sahibinin mülkünden çıkar, satılamaz, bağışlanamaz ve miras bırakılamaz ve vakıflar üzerinden ticaret yapılamazdı.

 

Yeni yasa ile işte bu önemli hüküm ortadan kaldırılmış bulunuyor. Artık vakıflar  ticaret yapabilecek, mal ve arazileri başkalarına bağışlanabilecek, satılabilecek ve miras bırakılabilecek.

 

Bu konuda, maalesef, Osmanlı İmparatorluğu döneminde sahip olunan duyarlılığın bile korunamadığı görülüyor. Böylece, vakıf arazileri üzerinde yeni oyunların başlaması dönemi açılmıştır.

 

Vakıf arazileri konusuna derinlemesine girmek istemiyorum. Çünkü bu benim konum değildir. Ancak herkesin bildiğini sandığım şu şeyleri açıklamamın yerinde olacağını düşünüyorum.

 

Osmanlı İmparatorluğu zamanında devletin bütün arazisi padişahların, yakınlarının ve padişahların izin verdiği diğer zevatın kendi malı ve mülkü sayılıyordu. Vakıf arazilerinin satılması, bağışlanması ve miras bırakılması bu yüzden yasaklanmıştı. Bundan böyle, devlete ait olan ve bir zamanlar vakfedilmiş olan araziler, kim kapabiliyorsa onun eklinde kalacak demektir.

 

Gerek Türk ve İslam halkından olanlar, gerekse Gayrı Müslümler için durum fark etmiyor. Yağma Hasan’ın böreği var, ellerini acele tutanlar kazanacaklar. Hani ne demişler “Devletin malı deniz, yemeyen domuz”

 

Osmanlı Devleti, yukarda sayılan hizmetlerini ırk, dil, din farkı gözetmeden yerine getirmiştir. Devletin malından ve mülkünden fakirlerin yararlanabilmesini sağlamaya çalışmıştır. Vakıfların malında tüyü bitmemiş yetimlerin hakkı vardır. Ancak çıkarılan son yasa ve yapılan uygulamalarla, tüyü bitmemiş yetimlerin değil, iyice tüylenmiş olanların nemalanmasına fırsat verilmiştir.

 

 Bu konuyu neden ele aldığımı merak edenler ve “Yahu doktor, bunları yazmak sana mı kaldı, niye her işe burnunu sokuyorsun?” diyecekler olacaktır. Eğer bu konular ülkemiz için önem taşıyorsa, onları dile getirmek sadece bana değil hepimize düşen bir görevdir diye düşünüyorum. Eğer bu memlekette tüyü bitmeyen yetimler varsa, onların hakkını savunanlar da olmalıdır.

 

Gündemde “Nevşehirli Damat İbrahim Paşa” ve “Çırağan Sarayı” yer alınca , ben de bu konudaki görüşlerimi açıklama gereği duydum. Değerli Paşamıza herhangi bir saygısızlıkta bulunmak gibi bir düşüncem yok. Zamanında ülkemize büyük hizmetlerde bulunmuş değerli bir zattır. Eğer yaşıyor olsaydı benim bu yazımı onaylayacağını düşünüyorum.

 

Önümüzdeki örnek gibi daha niceleri çıkacak ortaya. Bu hususta mahkemelere intikal etmiş ve etmekte olanların olduğunu biliyorum. Ve bu konudaki görüşlerimi kalın harflerle bir kere daha açıklamak istiyorum.

 

İSTER TAŞINABİLİR MAL, İSTER TAŞINMAZ MÜLK OLSUN, VAKIFLAR YOLUYLA GÜNÜMÜZE İNTİKAL EDEN HER ŞEY DEVLETİN MALIIDIR VE BU MALDA MÜLKTE TÜYÜ BİTMEMİŞ YETİMLERİN HAKLARI VARDIR. 2008 YILINDA DEĞİŞTİRİLMİŞ OLAN VAKIF KANUNLARI YENİDEN GÖZDEN GEÇİRİLMELİ VE DÜZELTİLME YOLUNA GİDİLMELİDİR. BUNU YAPMAK; DİN, İMAN VE VİCDAN SAHİBİ OLAN, VATANINI SEVEN HERKESİN GÖREVİ OLMALIDIR.

 

Saygılarımla…





Bu Makale için Yazılan Yorumlar
 Mehmet Çiller
   Sadık ağabey,iyi bir konuya parmak basmışsınız! Ama devlet ne kadar tüyü bitmemiş yetim hakkı varsa satıyor. Devletin elinde ne kaldı'ki? Gerçi öte tarafı onlar bizden daha iyi biliyorlar!* Saygılarımla.
 
26.10.2010 Saat : 10:35

Makaleye Yorum Yaz
Adınız Soyadınız
E-Mail Adresiniz
Yorumunuz
 
Lütfen Gördüğünüz Kodları Yazınız
   
 

Web sitemiz, yorum ekleyen kişiye ait ip adresi, e-posta adresi ve ad-soyad bilgilerini saklama ve resmi makamlarca istenildiği takdirde bu bilgileri yorumcu onayı alınmaksızın iletme hakkına sahiptir.
Yazarın Geçmiş Tarihli Makaleleri
22.07.2014 - Sayın İhsanoğlu'nun İşi Zor Görünüyor
15.07.2014 - Kirlenen Ahlak Ve Lara Sahilleri
06.07.2014 - CHP'lilere bir uzlaşma çağrısı
15.06.2014 - Babalar Günü'nde Sevgili Babama
14.06.2014 - Şanlı Bayrağımız
03.06.2014 - Tarihi İnönü Düşmanlığı
19.05.2014 - Yasaklı Bayramlarımız
17.05.2014 - Büyük Soma Felaketi
14.05.2014 - Küresel Güçler - Ülkemiz Ve Chp
13.05.2014 - Milli İradeye Büyük Özlem
07.05.2014 - Bayraktar Bayrak Açabilirdi
06.05.2014 - Ama ne taktik!..
24.04.2014 - Ulusal Egemenlik Bayramımız
14.04.2014 - Çocuklarıma vasiyetim
31.03.2014 - Bugün seçim var
27.03.2014 - Adil Yargılanma Hakkı
23.03.2014 - Milli İrade Meselesi
18.03.2014 - Çanakkale geçilmez
16.03.2014 - Hipokrat Yemiini ve Hekimlik Andı Nedir?
16.03.2014 - Apoletsiz İlker Paşa
15.03.2014 - 14 Mart Günleri
14.03.2014 - Milli İrade Meselesi
01.01.2014 - Mustafa Necati (NECATİ BEY)
29.12.2013 - Sayın Başabakan'dan Beklenenler
29.12.2013 - Yolsuzluklar
28.12.2013 - Siyaset iyice çirkinleşti
24.12.2013 - Kırkıncı Ölüm Yıldönümü’ nde İnönü
21.12.2013 - Perinçek, Ermeni Soykırımı ve Lozan
28.11.2013 - Uzlaşın!.. Anlaşın!.. Birleşin!..
08.11.2013 - 10 Kasım
28.10.2013 - Cumhuriyetimiz
15.10.2013 - Daniş Bey'in şehadeti ve Atatürk’ün Askerleri
25.07.2013 - Türkiyem Destanı
22.07.2013 - Darendeliler Bahaddin ağabeylerini kaybettiler
13.07.2013 - Yobazlığın hortlamasında yeni ataklar
12.07.2013 - “12 Temmuz Beyannamesi”
12.07.2013 - Devletimiz nereye sürükleniyor?
07.07.2013 - Gazdanadam Festivali'ni izlerken
06.07.2013 - “Yeni Osmanlı” Sevdalıları
04.07.2013 - “Gezi Parkı Direnişi” nden Günümüze
02.07.2013 - TRT'ye yazık oluyor... Yazık!...
01.07.2013 - Düşlerim Şafakta Asılı!..
28.06.2013 - Yaşar Sobutay’ ın birinci ölüm yıldönümü
27.05.2013 - İçki yasağı ya da kısıtlaması
27.05.2013 - Bana göre doğrular
24.05.2013 - Bahar yorgunluğu içinde geçen bir gün
23.05.2013 - 2013 Mayıs'ında ülkemizde yaşananlar
14.05.2013 - İki değerli meslektaşımı ve dostumu kaybettim
13.05.2013 - Anneler Günü kutlaması
09.05.2013 - Üçüncü Adana Buluşması

Güzel konuşmak için tek bir yol vardır; dinlemeyi öğrenmek...
C.Morley
Şikayet Kutusu
Önemli Telefonlar
Günlük Bülten

Adınız
Mail Adresiniz
 
Günlük haber bültemize kayıt olmak için e-posta adresinizi girerek abone ol düğmesine tıklayınız.
Nöbetçi Eczaneler
Game Center
sanalbasin.com üyesidir

Ana Sayfa | Seri İlanlar | Reklam Programı | Yerel Basın Haberleri | Önemli Linkler | Şiir Köşesi | İletişim | Künye | Editörden | Site Haritası

www.antalyabugun.com web sitemizde yer alana yazılı ve görsel içeriğin tüm hakları saklıdır.
www.antalyabugun.com'un onayı olmadan bu içeriklerin kopyalanması, yeniden yayınlanması veya yeniden dağıtılması yasaktır.