Bilgisayarın başında kilitlenmek sanırım bu olsa gerek. Kilitlenmek iki anlamda da anlaşılabilir. Benimki iki elim iki yanımda boş boş ekrana bakmak anlamında. Ne yazık ki bulamadım hala hangi konuda yazacağımı. Bir yığın konu var aslında biliyorum, ama sıkıldım artık yazmaktan bunları.
En iyisi düş kurmak belki de...
Yeni bir dünya...
Renklerle ilgili hiçbir sorunum yok, yalnızca daha da parlak olabilir, gündüze altın, geceye gümüş tozu serpebiliriz…
Bütün canlılar mutlu, yalnızca var olmanın keyfini sürüyorlar.
Rüzgarın sesi notalarla geliyor, muhteşem melodiler...
Ağaçlar meyve verme yarışında, tatlı bir rekabet yani.
Ve dans ediyorlar yalnızca.
Rüzgarla dost oldukları için harika bir ritim tutturmuşlar.
Polenlerini yeni diyarlara yollarken halaydalar...
Meyveler olgunlaştığında samba...
Birbirlerine yakın düşen ağaçların mesafesi tesadüf değil. Onlar vals beklemekte...
Çiçekler buram buram aşk kokmakta, hepsi yarı sarhoş kendi kokularından.
Pırıl pırıl tüyleriyle hayvanlar da mutlu tabi ki…
Kedi kuştan uçmayı öğrenirken hiç bir kötü niyeti yok. Aklı yalnızca uçmakta...
Aslan yine aslan ama yok öyle kasım kasım kasılmalar, krallık umurunda bile değil
Kurt kuzuya çoban olmuş, uluması kaval muhabbetinde, tek derdi kuzulara iyi bir otlak bulabilmek.
İnsanlar da çok mutlu.
Yine dört ırk var; sarı, siyah, beyaz ve kırmızı… Bunlar yalnızca zenginlik onlar için, çünkü hepsi de birbirine hayran.
Ölümün son olmadığına inandıkları için, ölenin arkasından ağıtları yok.
Güzel ve çirkin kavramı yok. Olan her şey olması gerektiği için kabullenilmekte…
Yani 90 - 60 - 90’la, 110 - 90 - 150’nin itibarı aynı. Her renk ve her model herkes için geçerli.
Sen ben yok, hep sen sen var. Mutluluğun yansıma olduğuna inanmışlar ve tüm çabaları birbirlerini mutlu edebilmek.
Sanat tek uğraşları. Yaratıcılıkları kaostan değil, özleriyle buluşmaktan beslenmekte.
Para yok çünkü hiçbir şeyin sahibi olmak gerekmiyor.
Kimse aç değil. Yiyecek kültürü tabi ki var ama en büyük açlığın ruhsal açlık olduğunu bildikleri için birbirlerini doyurarak doyumdalar.
Ayıp yok, ayıp olmayınca yalan yok. Çünkü yalana gerek yok.
Savaşın anlamını hiç bilmiyorlar. Doğal olarak da doğayla dostlar.
Günah kavramı yok. Günah kavramı olmayınca korkuları da yok, korkuları olmayınca din adamları yok, din adamları olmayınca senden benden yok.
Ve bir de efsane yaratalım;
Doğarken içlerinde sadece kendilerine has bir tohumla dünyaya geldikleri fısıldanmış kulaklarına. Ve sadece bu tohumu canlandırabilenler yaşamanın tadına varabilirlermiş. Bu tohumu büyütüp canlandıran tek güç de sevgiymiş. Hep sevmişler birbirlerini.
Çünkü hayatın gerçekten armağan olduğuna inanmışlar…