Aylarca, ‘Ergenekoncuları’ masum bellediler… Senaryo dediler… Sonra tutuklamalar başlayınca yandaş savcı ve yandaş yargı kavramını ortaya attılar… Masuniyet karinesine sarıldılar… Yargıya koro halinde müdahale ettiler… En tepedekiler müdahaleden kaçınmadı… Savcıların yetkileri alındı… Ama nafile, çünkü Türkiye’de hala görevini yapan savcılar, hakimler, asker sivil bürokratlar var…
Gelinen noktada askeri makamlar da suç delillerini kabul etmeye başlayınca ağız değiştirdiler, ‘ama ortada darbe yok ki, sadece plan var. O da teşebbüs aşamasında bile değil,’ dediler. Tabi çoğunun o planlarda ne yazdığından bile haberleri yok ama temel paradigmalarının yıkılmış olmasının şokunu yaşıyorlar.
Onlar şokta ben niye şoktayım? Çünkü tartışmalar uzadığında şunu anlıyorum; Onlar orduyu muhalefet yerine koyuyorlar, parti gibi algılıyorlar… Düşman kuvvetler karşısında dost kuvvetler sanki… Ak Parti güçleniyor karşısında ordunun sopası yukarıda olmalı, gerektiğinde hizaya sokmalı diye düşünüyorlar… İşte onun için şoktayım… Bunu açık söylemeseler de kaç yıllık siyasetçi ben o mesajı alıyor ve tartışmada, daha fazla üzerine gitmiyorum. Çünkü o sözü söyletmek bile istemiyorum. Kimilerimize, değil demokrasi salt cumhuriyet bile çok uzak duruyor. En cumhuriyetçi benim diyenlerin cumhuriyetin hem temel dayanağı hem de sonucu olan seçimler ve halkın iradesini kabul etmemek için ne kadar kıvrandıklarını görmek çok endişe verici… Kimse diğerini sevmek beğenmek zorunda değil ki ama en azından kabullenmek, içine sindirmek zorunda. Cumhuriyet için her şeyi yapmayı göze alanlar hatta onu kutsayanlar sonuçlarına katlansınlar yeter. Cumhuriyet rejimi aslında böyle bir şey… Seçimle halkın iradesini ortaya çıkarmak ve o iradeye saygı duymak icraatlarını beğenmezsek bir diğerini seçmek.
Geçen yazımda 12 Eylül hukukunun ve vesayet rejiminin iki vasisi Ordu ve yüksek yargı demiştim. ‘Ergenekon’ soruşturmasından açıkça rahatsızlıklarından söz etmiştim. Geçen iki haftadaki gelişmelere göz atarsak bu iki kurum biraz daha yıpranmadı mı? Yazanlar çizenler görevini yapıyor. Ya bu çok önemli kurumlarımızı yönetenler, kendileri yıpratmış olmuyor mu, bu çok önemli kurumlarımızı? Keyfi davranmıyorlar mı? Hukuk devleti hedefinden uzaklaşılmıyor mu? HSYK, Erzurum’da görevli dört savcıyı görevinden alıp diğer dört savcıyı görevlendirmişti. Yeni savcılarda yapılanların doğruluğunu savunarak iddianamelerini düzenlediler ve Ağır ceza Mahkemesi de kabul etti. Tutuklamalara yapılan itirazları ret etti.
Gelişmeler ve medyaya yansıyan görüşmelerde HSYK’nın taraflı davrandığını açıkça sergiliyor. Kimdir kaybedeni? Kurumdur… Hukuktur… Hukuk devletidir...
Daha ilk sorgulamasında imzasını inkar ederken gerçek imzasından başka sahte bir imza atan Çiçek Albaya ne kadar güvenilebilir? Hayrettir ki! Sonuna kadar güvendiler ve destek oldular. Ta ki Türkiye’deki tüm kurumlar, jandarma kriminalde, bu imza, Albay Dursun Çiçek’e ait diyene kadar. Kim yıpratmış oldu ordumuzu? Bunları ortaya çıkaranlar, yazıp çizenler değil ama Genel Kurmayın ta kendisi…
Birçok kişi, düzmece evraklar düzenleniyor ve generallerimiz bir sindirme operasyonu sonucu yandaş yargı tarafından AK Parti istediği için keyfi tutuklanıyor zannediyorsa bu Türkiye’yi ve yargısını, muz cumhuriyetinden de öte aşağılamak sayılır. Yargıç ve savcılarda bireysel hata yapabilir ama bu soruşturmaları sürdüren tüm savcıların ve yargıçların bir odaktan emir ve talimatla hareket ettikleri nasıl söylenebilir? İşte asıl o tür iddialar rejime olan güveni sarsar…
Orduyu muhalefet yerine koyanlar tabi ki çok yanlış düşünüyor ama ‘Ergenekon’ davasına bel bağlayarak siyaset yapanların yanlışı daha az sayılabilir mi?
Bu ülkedeki siyasi tercihler düşman kamplarına dönüşüyor. Düşmanı yok etmek adına her şey mubah sayılıyor. Bundan kurumlarımız nasibini almamalı. En büyük görevde kurumları yönetenlere düşüyor. O kurumlar aynı zamanda bizim… Hepimizin…
İktidar partisine büyük görev düşüyor, sürekli körüklenen korkuları bir anda yok etmek mümkün değil. ‘Cumhuriyet düşmanısınız, rejim düşmanısınız’ diyen muhalefetle uzlaşmak kolay değil. Çoğu zaman sivil toplumun desteğini aramak, sivil toplumu önemsemek çok daha etkili olabilir. Sivil toplumun kaderine el koyuyor olması demokratik refleksi geliştirir. Partilerin de hizaya gelmesini sağlar ve görevini hatırlatır. Ordu hizaya soksun diyenlere de, halk, neyin nasıl yapılacağını göstermiş olur. Haftaya CHP’yi ve muhalefetini vurgulamaya çalışacağım.