Sekiz Mart Emekçi Kadınlar Günü’nün yüzüncü yılını yaşarken, böyle bir konuyu dillendireceğim aklımın ucundan bile geçmezdi. Önce tüm emekçi kadınlara selam olsun. Emek için savaşım verenlere, emek sömürüsüne karşı çıkanlara...
Bir arkadaşımın kızı, onbeş gün önce, beş yıldızlı bir otelin yönetiminde çalışmak üzere güneydoğunun mistik kentlerinden birine uçtu. İki çocuğunu yetiştirmek için işe ihtiyacı vardı. Gurbetliği-murbetliği düşünmedi. İyi İngilizce bilen eğitimli genç bir kadındı. Buraya kadar her şey normal. Uçağın merdivenlerinden iner inmez, kendisini karşılayan işvereninin ilginç tavırlarıyla karşılaşan genç kadını, hareketinden iki gün sonra Antalya’da karşımda görünce şaşırdım. Bir haftalığına ortamı tanımak, işyeri koşullarını denemek için gidiş-dönüş biletini alarak yola çıkmıştı. Bizim kız, dönüş biletini yakarak, tam yirmi bir saat süren otobüs yolculuğuna katlanarak geri dönmüş. Bana göre kaçmış, ricat etmiş...
Oraların ağalarından olan patronu, “Eşimle resmen ayrılamıyorum. Hem müdürlüğümü hem de bana hayat arkadaşlığı yapacaksın deyince neye uğradığını şaşırmış. Bulduğu ilk otobüse atlayarak geri dönmüş. Patronu olacak adam, arkasından telefon açarak sağ salim evine ulaşıp ulaşmadığını sorduktan sonra, “Her ne kadar sizle anlaşamadıysak da, benim koşullarımı kabul edecek, otuz yaşlarında birkaç hanım gönderir misiniz? demiş. Kızcağız, “Ben bu tür işlerden anlamam, siz beni size yönlendirenlere söyleyin, onlar belki isteklerinize göre birilerini bulurlar“ karşılığını vermiş.
Bizim kızın yöneticilik yapmak umuduyla gittiği otel beş yıldızlı olmasına beş yıldızlıymış ama turizmle ilgisi olmayan bir yermiş. Orta doğuya, Arap ülkelerine ticaret yapma amacıyla giden iş adamlarının uğrak yeriymiş. Bu konuda da yorum yapmak istemiyorum. Alın teriyle, emeğiyle karnını doyurmak için çaba gösteren kadınları bekleyen koşullar daha bir acımasızlaşıyor mu? Yoksa hep öyleydi de dillendirilmediği için haberdar mı olunmuyordu? İkinci şık daha gerçek gibi geliyor bana. Bu olayı yaşayan kadının bizzat yakınında olmasam, nereden haberim olacaktı?!
O ağa efendinin karısının çektiklerini kim hayal edebilir? Kim bilir kaç çocuk doğurmuştur ağasına. Saçını süpürge ederek, hizmette kusur etmemek için nasıl özveriyle fır dönüyordur çevresinde. Emekçi kadınların, adı sanı anılmayan ev kadınlarındandır. Yüreği kan ağlasa da ağasının üstüne getirdiği kumayı kabullenmeye istemese de hazırdır. Dünya denen tiyatro sahnesinde ona o tür bir rol verilmiştir.
Beş yıldızlı ağamızın koşullarını kabullenerek yanına giden kadın olur mu bilemiyorum. Ünlü Rus yazarı Tolstoy “Kötüler kendilerine tahammül edildikçe daha çok azarlar” demiş.
Bu maceranın sonuna dair bir şeyler öğrenirsem siz okurlarımla paylaşacağım. Bu arada edebiyat emekçilerinin de tüm kadınlarla birlikte 8 Mart Emekçi Kadınlar Günlerini kutluyor, sağlıklar, esenlikler, başarılar diliyorum.