HERŞEY DAHİL

ÖZER SARAÇOĞLU

Hiç pişman değilim

Seksenli yılların başlarında Milliyet gazetesinin düzenlediği ‘Liseler Arası Müzik Yarışması’ İstanbul liseleri arasında çok önem taşırdı. Gençliğin kaynaşması, birlikte eğlenmesi için düzenlenen yarışma öncesi, liseliler birbirlerini taş, sopa ile karşılar, çakı, zincir ile yolcu ederlerdi.

Birleşmenin en doruk noktaya çıktığı seksen yedide, kapışıp yapışanlar Asayiş Şube’de ayrıştırılmışlardı.

Tam bu yıllarda ben ve devre arkadaşlarım Beyoğlu’nun raconu gereği, bölgenin hakimi mektep mensubu olarak okul forması (12 Eylül dönemi olmazsa olmazı) altında topten basket ayakkabısı (televizyonda Beyaz Gölge rüzgarı tam gaz devam ediyor) beyaz pamuklu spor çorap, elde sarı kırmızı tespih, arka cepte zulada yandan açılan Yalova çakı, bir aşağı bir yukarı dolaşırdık.

Bu halimizden de anlayacağınız üzere müzik yarışması ortamı bizler için aleme atılacak imza açısından çok değer taşırdı. İlk yıllarda ağabeylerin önderliğinde yapılan hazırlıklar ve icraatlar, son yılarda özellikle bizim son sınıfta olduğumuz seksenyedi yılında, aramızda “tatlı” bir rekabet bulunan Kabataşlılarla ‘kaynaşırken’ doruğa çıktı. O günü mektepten devre arkadaşlarımla hala hatırlar, hala aramızda konuşuruz.

Bir daha yarışma oldu mu bilmiyorum, ama bizim bir daha gitmemize gerek kalmadı emin olun…

Perşembe gecesi Antalya açık havada Candan Abla’mı (Erçetin) seyrederken yine o yarışma yıllarına gittim. Benim Candan Abla’yı ilk sahnede gördüğüm yer bu bahsettiğim yarışmalardan biriydi.

Yanılmıyorsam 82’de Hotel California’yla, birinci olmuşlardı, bizler de tahta tribünlerde Spor Sergi’de ortalığı yıkmış, kafalarından aşağı günlerce hazırladığımız çuvallarla konfetiyi boca etmiştik.

İtiraf ediyorum, biz bu yarışmanın müzik yönüyle pek ilgili bir grup değildik ama Ablam sahnedeyken daha yeni yeni ateşlenmeye başlayan kanımın tüm vücudumu kapladığını şimdi bile hatırlıyorum.

Daha sonra okul bitti, biz Levent’te Cemiyet’e terfi ettik. Ablam müzik kariyerinde merdivenleri tırmandı. Bu sefer de yollarımız 90’lı yıllarda İstanbul’da Jazz Bar’da kesişti. Saçlar jöleli, elde ilk puro, ilk konyak, cepte bu sefer Yalova hatırası değil, diners kredi kartı sahne yanı standda uzun geceler yerimizi aldık…

Ablam bu Perşembe gecesi son yılların en sevilen, en bilinen, en başarılı sanatçısı olarak Antalya’da sahnede büyük bir performans gösterdi.

Ben de hemen hemen her şarkıda o yıllara gittim. Konak, Alkazar Pasaj daha sonra Jazz Bar, Plaza, arkadaşlarım, dostlarım, kavgalar, maçlar, sınavlar kafam bulandı. Zaman bu kadar mı çabuk geçmişti.

Geceler sabahlara kadar gazete kesip konfeti hazırladığım Candan Abla yine sahnedeydi.

Bu sefer elimde ucu kesik bilet, yaş olmuş kırk küsur, zaman su gibi akmış…

Son yirmi yılımı, iki saatte yeniden yaşadım. Dün akşam bir korkuya kapıldım aniden. “Ya gelecek yirmi yıl da böyle çabuk geçerse?”

Geçer mi sizce?

Bu satırlar bu sefer her zaman olduğu gibi bir yerlerinden dönüp dolanıp turizme ya da  Antalya mevzuuna  bağlanmayacak, her ne kadar Antalya sınırları içinde yazıldı, Antalya’daki bir konserden sonra, son yirmi senesini Antalya’da geçiren bir Antalya aşığı tarafından kaleme alındı ise de…

Antalya’dan İstanbul’daki okul yıllarına kendisini götüren ablasına bir kez daha teşekkür için hafif duygusal bir ortamda hazırlandı.

Bu seferlik af ola…

Kısacası bugün turizmi kurtarmadık, hiçbir konuda fikir beyan etmedik, sizlerle çok ama çok çabuk geçen yılları paylaştık. Biraz hüzünlü, biraz gururlu, biraz da içi buruk…

Ne diyelim, son olarak, hep birlikte, haydi, beraber…

Olsun varsın, su gibi aksın yıllar…

Makaleyi Paylaş
Yayın Tarihi
02.08.2010
Okunma Sayısı

7281



Makaleye Yorum Yaz