Bu ay Güldalla 5 çayının konuğu, Muratpaşa Belediye Başkanı Süleyman Evcilmen ve değerli eşi, dergimizin beğeniyle takip edilen köşe yazarı Dilek Evcilmen’i konuk ediyoruz… Sıcacık bir sohbet, evlerinin sıcaklığında gerçekleşiveriyor. Biz de bu sohbeti virgülüne dokunmadan sizlerle paylaşıyoruz…
Antalya sizi Muratpaşa Belediye Başkanı olarak yakinen tanıyor. Ama okuyucularımız için bilinenin ötesinde Süleyman Evcilmen’i anlatabilir misiniz?
Aslında yaklaşık 11 yıldır başkanlık yaptığım dönemde her konuda tüm bilinmeyenlerimiz herkesçe biliniyor. Duruşumuzun, ilkelerimizin, kent sevdamızın yanı sıra, disiplinli yaşamı olan, her sabah koşulsuz spor yapan, resim sanatına yönelik becerileri olan ve ev yaşamını özlemleyen; aileme ve aramıza yeni katılan Eliz’imize daha çok zaman ayırmaya özen gösteren bir insanım. Bu arada çok ders çalışan, salt Muratpaşa’nın değil, tüm kent sorunlarına sahip çıkmaya ve çözüm önerileri getirmeye çalışan bir yapıya sahibim.
Biliyoruz ki son derece yoğun ve yorucu bir tempoda çalışıyorsunuz. Yorgunluğunuzu atmak için neler yaparsınız?
Her şey; tüm yorgunluklar, stresler, sorunlar, evimin kapısından adım atar atmaz dışarıda kalır. Spor yapmak, maç izlemek, son 8 aydır Eliz’le birlikte olmak, her şeyin çözümü bence.
Üçüncü dönem Beldiye başkanlığınızda ne gibi projeler geliştirdiniz? Kısaca bahseder misiniz?
Öncelikle Muratpaşa İlçesi’nde bir vizyonu ortaya koymaya, kimlik oluşturmaya çalıştık. Yaşamı kolaylaştırmaya, halkın ortak kullanım alanlarını fazlalaştırmaya çalıştık. Sosyal projelerle halkla iç içe birliktelikler sunmaya, kişi başına düşen aktif yeşil alan miktarını yaklaşık 6m2’ye yakın kişi başı kullanıma getirerek AB standartlarına yaklaştık. Spora, sporun alt yapısına ve amatör sporlara önem vererek çok sayıda stad, spor kompleksi ve kapalı salonu ketimize kazandırdık. Çağdaş hizmet binamızda kalite yönetimini yaşama geçirdik. Falezleri ile kapalı pazarlarıyla, çağdaş fiziki düzenlemeleri ile Muratpaşa’yı adından söz edilecek bir ilçe konumuna getirdik.
Antalya’nın tarihine sahip çıkarak, Antalya’nın geçmişini gelecek kuşaklara aşılamaya çalıştık. Kısaca Muratpaşa’yı bir kültür ve havuzlar cenneti noktasına taşıdık.
Dilek Hanım bir başkan eşi olmanın zorlukları var mı? Varsa neler?
Güldal’cığım bu soru aslında pek çok insanın bana sorduğu bir soru. Şöyle desem; zoru görmeyi seçtiğim zaman, tabi ki zor ama ben seçimimi zoru görmemekten yana kullanıyorum. Biliyorum bu senin için yeterli olmadı. Şöyle diyebilirim; ben kendimi yalnızca bir başkan eşi olarak görseydim, benim için çok zor olurdu. Çünkü özgür ve spontan yaşamayı seven bir insanım, bu yanımdan hiç ödün vermemeye çalıştım, doğallığımı hiç bozmadım. Onun dışında bana zor gelebilecek iki konu var; birincisi bazı yerlere yalnız katılmam, ikincisi de bu ekonomik krizde benden yardım isteyen, iş isteyen insanların öykülerini dinleyip de çoğu zaman çaresiz kalmam.
Biliyoruz ki başkanımıza sosyal sorumluluk projelerinde destek oluyorsunuz. Siz günlük yaşantınızda neler yaparsınız?
Çok yoğun bir hayatın içinde değilim açıkçası… Kitap okurum, çok sevdiğim dostlarım, arkadaşlarım vardır, onlarla birlikte olurum genellikle. Ve tabi ki sevgili torunum Eliz zamanımın çoğunu almakta şimdi.
InCity okuyucuları dergimizde köşelerinizi beğeni ile takip ediyor. Yazmak sizin için ne ifade ediyor?
Teşekkür ederim gerçekten beğeniliyorsa yazılarım. Samimi olduğunuz zaman herkese ulaşabiliyorsunuz zaten. Yazmak, insanı çoğaltan, zenginleştiren ama aynı zamanda da arıtan bir şey... Benim için çok önemli o nedenle de.
Başkanım, sizinde üniversite yıllarınızda kara kalem resim çalışmalarınız olduğunu hatta bu işten öğrenciliğinizde para da kazandığınızı biliyoruz. Bu sanat hobi olarak da olsa sizin hayatınızda devam ediyor mu?
Üniversite yıllarım Ankara’da geçmişti. Öğrenci olaylarının çok yoğun yaşandığı dönemlerdi, çok zor koşullarda öğrencilik yapmaktaydım. Resme olan yeteneğimi ve fotoğrafçılığa olan profesyonelce merakımı para kazanmak için değerlendirmek zorundaydım. Kara kalem sosyal içerikli temalar çizip çoğaltarak, yağlı boya tablolar yaparak satardım. Fotoğraf çekip, kendi bekar evimin karanlık odasında tab edip, para kazanırdım. Ne yazık ki şu an için bu zamanı yaratabilmem söz konusu değil.
Mutluluğun sırrı…
Şubat ayı dolayısı ile sormak istiyorum. Uzun yıllardır devam eden, mutlu bir evliliğiniz var. Bunun sırrını genç nesle örnek olması için her ikinizden de dinlemek isteriz.
D.E: Genç nesle örnek olmak dersen Güldal’cığım,ü onlar bizden çok farklı değerlerle büyüdüler ve onların hayatları bizden çok daha zor. Bizim hayatımız da bizden öncekilere göre daha zordu. Çünkü bizim büyüklerimiz olanı olduğu gibi kabul etmişlerdi. Genç nesle şunu önerebilirim; önce kendilerini çok iyi tanımalılar, sonra çok iyi arkadaş ve dost olabilecekleri, her şeylerini hiç çekinmeden, içtenlikle paylaşabilecekleri birini eş olarak seçmeliler. Seçtikten sonra da, eşlerinin özgünlüğünü bozmaya çalışmamalılar.
S.E: Karşılıklı hoş görünün ve özverinin öne çıktığı uzun bir dönemi geride bıraktık. “Ben” değil, “biz” ilişkisini kurabilmek, sanıyorum çok önemli. Dilek, son derece yüksek yeteneklere sahip, özel bir insandır. Bu gün, o gün olsa yine tercihim koşulsuz Dilek olurdu.
Evcilmen ailesinin torun aşkı…
Başkanım birkaç ay önce torununuz dünyaya geldi. O anda neler hissettiniz. Torun sevgisi başkadır derler siz bu konuda neler hissediyorsunuz?
Özel bir olay, bir değişim. İnsanın sevgi boyutu değişiyor, özlem boyutu değişiyor. Karşılıklı bir sevginin doruğa çıktığı bir ilişki. Sürekli gülen insanların ilgi odağının Eliz’le bütünleştiği bir süreç. Mutluluğun bonkörce ve sınırsız yaşandığı bir dönem. Kısaca bunun adı Eliz.
Dilek Hanım Eliz Bebek için dergimizde bir köşe yazısı yazmıştınız ama tekrar söyler
misiniz? Eliz bebeğe baktığınızda neler hissediyorsunuz?
Evet yazmıştım çok okuyan olmuş o yazımı, hiç tanımadığım insanlarla bile tanıştırdı beni o yazı... Neler hissetmiyorum ki… Tanrı tüm isteyenlere tattırsın bu zevki; öyle temiz, öyle parlak bir enerji ve sevgi ki. Henüz daha çok gözlerle ve gülücüklerle konuşuyorsunuz ve anlaşıyorsunuz. O her gün yeni bir şey yaparken, siz de yenileniyorsunuz, müthiş bir şey.
Hayalleriniz, umutlarınız, beklentileriniz çoğalıyor yeniden.
Son olarak her ikinizden de sevgililer günü dolayısı ile sevgi üzerine birkaç cümle ile görüşlerinizi alabilir miyim?
D.E: Sevgi aslında bütün evrenin tek ortak dili ama bu dili anlamak çok zor. Biz insanlar bu dili doğru çözebilmiş olsaydık, yaşadığımız dünyayı bu hale sokmazdık. İnsanlar seviyorum diye birbirlerini öldürür hale geldi, oysa sevgi yaşamak ve yaşatmaktır, beslemek ve beslenmektir, çoğaltmak ve çoğalmaktır.
S.E: Sevgiyi günlük değil, inişli çıkışlı değil, sürekli konuma getirebilmek gerekiyor. Sürekli sevginin, hoşgörüyü ve sevecen tavırları öne çıkardığını ve bu kavramın herkesçe paylaşıldığını düşünüyorum. Sevgi yoksa, uzlaşma yoktur. Sevgi yoksa, üretim yoktur. Kısaca sevgi yoksa, yaşamın tadı tuzu yoktur.
Bu nedenle sevgiyi sürekli kılmanın zorluklarını aşabilmek gerekiyor. Önemli olan da zoru başarmak değil midir?