ACI KAHVE

AFİFE DEMİRTAŞ

afifedemirtas@hotmail.com

Önemli olan hastaya “Allah razı olsun” dedirtmek

Op. Dr. Şurzan Kandemir, Özel Meditalya Tıp Merkezi’nin kurucularından, Yönetim Kurulu Başkanı ve başhekim. Mesleğini büyük özveriyle yürüten başarılı bir doktor olmanın yanı sıra hastalarına gösterdiği ihtimam ve güler yüzlülüğünden söz ettiriyor. İşinden aldığı en büyük haz ise hastalarının ağzından çıkan ‘Allah razı olsun’ cümlesi…

 

 

 

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduğunuzu, Akdeniz Üniversitesi’nde ihtisas yaptığınızı, Kulak Burun Boğaz Uzmanı sıfatıyla Antalya SSK Hastanesi’nde görev aldığınızı ve şimdiyse Meditalya Tıp Merkezi’nin başhekimliğini yürüttüğünüzü, hastalarınız tarafından çok güvenildiğinizi, arkadaşlarınızca sevildiğinizi ve hümanist karakterinizi, hem alanınızda hem de estetik konusunda uzmanlığınızı biliyoruz ama sizi kısa bir süre terletmeye niyetliyim bugün.

 

İlkin, gazetemize röportaj verme nezaketinde bulunduğunuz için teşekkür ediyorum.

 

-Urfa Siverek doğumlusunuz, bölgenize hizmet edebildiniz mi hiç?

-Pratisyen olur olmaz oraya gittim, hatta gitmek için epey uğraşmıştım, bir buçuk yıl kaldıktan sonra ihtisas kazandım ve Antalya’ya geldim, uzman olunca, hatta torpil yaptırarak tekrar geri döndüm. Yine bir buçuk yıllıkken bu defa da eşimin uzmanlığı nedeniyle Antalya’ya yerleştik. Fakat en azından üç-beş yıl daha hizmet etmek isterdim.

 

--Sosyal güvence anlaşmalı hastanenin başhekimisiniz, sorumluluğunuz mutlaka had safhada, yoğun koşuşturmada “neden doktor oldum, Allah kahretsin” deyip pişman oldunuz mu?

-Bu soruya “Evet” diye cevap veremem. Asla böyle bir şey aklıma gelmedi, mesleğimi seviyorum o nedenle doktor oldum ama bazen “neden başhekim oldum ya da niçin özel hastane işletmeciliğine kalkıştım” dediğim oluyor. Şu dört duvar arasındaki poliklinikte çok mutluyum.  

 

-Sağlık kuruluşu eksiklerinden, personel yetersizliğinden ve doktor ihmalinden kaynaklanan yaşam kayıpları hakkında ne düşünüyorsunuz, hiç başınıza geldi mi?

-Bireysel hayatımda böyle bir durumla karşılaşmadım. Çok geniş çaplı soru bu. Birçok sebebi, faktörü olabilir, hastane altyapısına bağlayabiliriz, ayrı başlık altında toplamak gerekebilir: personelin eğitimsizliğinden, hastalıktan, hekimlikten, anesteziden, kaynaklanabilir. Hiçbir meslekte yüzde yüz başarı yoktur. Şöyle örnekliyorum hastalarıma: ‘bademcik ameliyatında bile kötü sonuçlar doğabilir’, istatistikî olarak istenmeyen neticeler çıkabilir. Hayatın kendisi risk, sözgelimi siz buraya gelirken araca bindiniz. Kaza yapmama riski var mı? Uçağa bindiğinizde inme ihtimali çok yüksek olduğu halde risktir. Hayatın her alanında kazalar oluyor. Bizim mesleğimizde de yaşanıyor, amaç, yapılmazsa ne olacak? Fayda zarar oranını karşılaştırmak gerekiyor ki, bu anlamda Tıp mesleğinde çok büyük başarı var.  

 

- Sağlık Bakanlığı’nın marketlerde reçetesiz ilaç sattırma projesini nasıl karşılıyorsunuz?

-Aslında bu konuda ayrıntılı bilgiye sahip değilim. Marketlerde birtakım ilaçlar satılabilir, zaten yıllardır bu tür uygulamalar var ama bu işin muhatabı Eczacılar Odası’dır, eczacılardır, bu işin yapılması gereken yerler de eczanelerdir.

 

-Bazı doktorların meslek ahlakıyla bağdaşmayan tavırla hastalarını müşteri gözüyle gördüğünü, hatta Türk Lirası’yla yetinmeyip dolar ile pazarlık yaptıkları sıkça duyuluyor, konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

-Genel anlamda böyle bir eğilim olduğunu düşünmüyorum, fakat mesleğin kötüye kullanımı kişinin hamuruyla alakalı. Yani yapınızda varsa bu, hâkim de hekim de olsanız yaparsınız. Tıp mesleği birebir insan sağlığıyla ilgilidir ve bu tür şeylere çok daha kapalı olunması lazımdır. Mesleği seçenler çok dikkatli davranmalıdır. Sosyal amaç toplum sağlığı, ticaret için başka işlere başvurulmalı, insanüstünden ancak dua alırsınız ama sağlık sektörünün de para kazanması lazım. Bu dengeyi kurmak ve “Allah Razı olsun” dedirtmek önemlidir, söz konusu doktorları tasvip etmiyorum.

 

- Elbette ki çürük yumurtalar, kurtlu elmalar her yerde vardır. Kurumu kötü yapan insanlardır ama şu doktor destekli organ mafyası ne şekilde önlenebilir?

- Vallahi bu organize suç, çok geniş soru hem, tamamıyla insanlık sorunu. Kadın pazarlamasıyla, uyuşturucu satmakla eşit, tarihte kölelik vardı, hiçbiri insanlıkla bağdaşmaz.

 

-Tam gün sağlık yasası, doktorlar ile hastalar için ne gibi olumluluk veya olumsuzluk getirir, konuya bakış açınızı öğrenebilir miyim?

-Tam gün yasasına geniş perspektiften bakılmalı, desteklediğimi söyleyebilirim,

varoluş sebebi beni ilgilendirir. Devlet hastanesinde hekimseniz mesainizi oraya ayırmalısınız. Eğitim hastanelerindeyseniz eğer, öğrenci ve asistan yetiştiriyorsunuzdur, onun için gayeniz de öğrenci ve asistan yetiştirmektir. Size verilen doçentlik, öğretim görevliliği, profesör gibi unvanlar öğrenci yetiştirdiğiniz içindir. Bu tercihi yapanların ve buna layık olanların ilgili yerlerde tüm enerjileri harcamaları gerekiyor, hak ettikleri maaş karşılığında tabii ki.

 

- Aile hekimliği şuan pilot uygulamada, yeni yılda tümüyle Türkiye’de yaşama geçecek, sağlık sistemindeki yükü hafifletir mi, ya da kargaşa mı olur?

-Bir dönem uygulandı, fakat bazı aksaklıklardan dolayı hızlı bir şekilde geriye çekildi. Birtakım düzenlemelerden sonra tekrar konacak, onun için aile hekimi altyapısı oluşturulmalı. Pratisyenler eğitim alarak kısa zamanda aile hekimliğine geçecekler. Toplum sağlığı açısından faydalıdır. Bu kriterleri koyarken hastanın da özgürlüğünü fazla kısıtlamamalı. Hastanın hekimini seçme hakkını elinden almamak kaydıyla. Sevk zinciri konulacaksa bu zincire uyulmadığında hastaya ekonomik kaygı olacaksa eğer, sakıncaları var.

 

-Sağlık muhabirleri, bir yerde sağlık kuruluşlarını mercek altında tutacağından önemli haberlerde onların hastanelere girip dolaşmalarından rahatsızlık duyar mısınız?

-Duyuyorum, gözlenmek hoş değil, hastayla hekim arasına giriyorsunuz. Bizim mesleğimiz çok kutsal, afişe edilmemeli. Hekimlerin özlük hakları korunmalı, izlenmek beni rahatsız eder. Hele uydurma haberlerle hekim veya kurum zan altında bırakılırsa, rahatsızlıktan öte çok kızarım.

 

- Ama kamunun da haber alma özgürlüğü var, polisle, gazeteciyle koordineli çalışıyorsunuz.

-Öyle, herkes kendi işini yapıyor ama her iki tarafta çizmeyi aşmamalı.

 

-Yanılmıyorsam eğer, OTJ yasasıyla ilaçların içindeki prospektüsün haricinde bir de anlaşılır dilde açıklaması yer alıyor, yanlış kullanımları azaltır mı?

-Tabii ki, harika, çok güzel, en azından hasta okurken nasıl kullanacağını ve ilacın içinde nelerin olduğunu bilir. Böylelikle doktorlar da sıkça: ‘ burada ne demek istiyor?’ sorusuna maruz kalmazlar

 

-Doktorların ilaç firmalarıyla anlaşıp özellikle raporlu hastaları en azından iki yıl aynı ilaca bağladıkları ve firmalardan prim ya da pahalı hediyeler aldıkları ne derece doğrudur?

-Önce rapor işine girelim: Uzun süreli ilaç kullanımı gerektiren durumlarda hastayı mağdur etmemek için kurulmuş bir uygulama, hasta açısından rahatlık. Bir hastalığa uygun ilaç grupları üç veya beştir. Hekim tercihini yaparken araya farklı tercihler sıkıştırırsa ki, o kötüye kullanımdır. Önlemek için ilacın içeriği genişçe rapora yazılmalı. Lakin buna rağmen söz konusu olay yaşanıyorsa yapacak bişey yoktur o zaman, kişinin sütüyle alakalıdır.

 

- Tıp terimleri Latince’dir ve bu yüzden reçeteler okunmaz niteliktedir, maksatlı mıdır?

-Doktor yazısı şundan, eğitimimiz esnasında hocalarımız ders işlerlerken süratli notlar tutarız. Çok yoğun eğitim aldığımızdan akşam bunu tekrarlamak, kitaplardan okumak, ön hazırlık yapmak durumundayız. Fakat her şeyden önce biz, en iyi eğitimi hocalarımızdan alırız. Çünkü hekimlikte usta çırak ilişkisi vardır. Anlatılanları not etmek için çok acele ederiz, zamanla kargacık burgacık yerleşir işte, hepsi bu.

 

-Eşdeğer ilaçlar, yani muadiller daha ucuz ve kalitesiz midir de orijinalleri kadar rağbet edilip yazılmazlar?

Güven meselesi ama şimdilerde daha çok eşdeğer ilaçlar reçeteleniyor.

 

- Sağlık sistemi Arap saçı, özel hastaneler bundan ne kadar etkilendi, dolayısıyla fatura kim(ler)e çıkacak?

-Fatura, özel sağlık kurumlarına yansıdı. Bir dönem kontrolsüz mantar gibi türeyen özel hastaneler desteklendi, fakat sonra bunun bütçeye katkısından ya da kaybından, denetlemesinin iyi yapılamamasından kaynaklanan uygulamadaki hatalardan, kötü kullanım sebebiyle birdenbire özel hastanelerin kontrol altına alınmasına gerek görüldü. IMF’in sağlıktan kısıntıya gidilmesi uyarısıyla yeni özel hastanelerin açılması hakkında ciddi engeller-yasalar kondu. Yaklaşık iki yıldan beri, yani 2008 öncesi onay alınmamışsa yeni özel hastane açılamıyor, çok zorlaştırıldı. Norm kadrolar getirildi, altyapı değişiklikleri ve birtakım standartlara bağlandı. Bu standartlara uyamayacak grupların bir süre sonra kapatılacağı gibi tebliğle yasalar çıkartıldı. Ayrıca fatura düzenlemeleriyle eski kârlar ortadan kaldırıldı. Sınıflandırmaları da doğru bulmuyorum. Pratikte de çok yanlışları ortaya çıktı. Farz edelim Türkiye’nin en ünlü hastanelerinden biri A tipine girmezken, lokal, adı sanı duyulmayan hastane A tipi sınıfı alabiliyor. Filanca A, filanca B sınıfı diye ayırmak adil olmaz. Örneğin: Çok çok başarılı bir hekim sırf alt sınıflandırmada görevli diye hak edişi düşük olacak, bu cezadır, sakıncalı bir durum bence.

 

-Sosyal güvenceli hastalarda bile doktor peyleyip bıçak parası adı altında alınan ücret doğru mudur?

-Yanlış dersem yanlış bir şey söylemiş olacağım, fakat oldukça azaldı böyle şeyler.

 

-Hayırseverliğiniz biliniyor. Hastanenizde estetik bölümü işlevsel, senenin belirli günlerinde güvencesiz vatandaşlarımızdan ziyade çocuklarının doğuştan fiziki bozukluklarını düzeltmek

( tavşan dudak, parmak fazlalığı) gibi organizasyonunuz oldu mu?

-Şimdiye dek, yapılmadı ama elimizi taşın altına sokmaya hazırız. Size teminat vereyim, böyle bir hasta geldiğinde bu hizmeti sunacağız. Herhangi bir alanda ihtiyacı olan hastaya yardım etmek manevi haz. Kruluş amacımız bu aslında.   

 

-Mesleğinizde başarılısınız, branşınızla ilgili kitabınız var mı ya da bilgilerinizi, deneyimlerinizi yeni meslektaşlarınıza ışık tutmak amacıyla kaleme almak istiyor musunuz?

-Şimdilik yok, elbette ki ilerde aktarabilirim. Doktorlukta çalışkan, yazmakta tembelim biraz ama okumayı seviyorum, genellikle ufuk açan mesleki kitapları.

 

- Hep mesleğinizden konuştuk, sade vatandaş Surzan Kandemir’in hobileri nelerdir?

* Yüzmek, okumak, köpekler, fotoğraf çekmek ilgi alanım. Fotoğrafçılığa üniversitede merak sardım, “Fotoğrafçılık Kulübü’ndeydim, fırsat buldukça toplumsalları kareliyorum. 

 

Gerçekten sizi sıkıştırdım ama yine de pes ettiremedim, bir dahakine nasipse.

 

 

+++++++++

 

Şurzan Kandemir kimdir?

-1969 yılında Urfa’nın Siverek ilçesinde doğdum. Dört kardeşiz. İkisi kız, ikisi erkek. Ben en küçükleriyim. Abim, gazetecilik mezunu, meslektaşınız. Şu an Siverek’te çiftçilik yapıyor. Diğer iki kız kardeşim İstanbul’da oturuyor, birisi İngilizce öğretmeni, öbürü Ankara Siyasalı bitirdi, şimdi çalışmıyor, evhanımı. Eşim cildiye uzmanı. İki çocuğum var, oğlum dokuz yaşında, dördüncü sınıfta, kızım dört yaşında.

 

Makaleyi Paylaş
Yayın Tarihi
14.03.2010
Okunma Sayısı

4633


Bu Makale için Yazılan Yorumlar

zeynep keklik
Alah razı olsun benim çocuğumu hastalıktan kurtardı 2 yaşında amaliyat oldu şurzan beyin sayesinde şimdi çok iyi sonsuz teşekürler herzaman duva ediyorum Alah onu hiçbir zaman darda koymasın

nuray cifcı
ben surjan beyın kendı kısılıgı ıle yorum yapmak ıstıyorum. kendısını ssk hastanesınden tanıyorum. kendısı cok tatlı ıyı nıyetlı duyarlı ve bız hastalarına karsı cok ıyı davranan bır ınsandır. kendısını cok sevıyorum. ordan ayrıldıgını duyunca cok uzulmustum . cok aradım ama bulamamıstım. sımdı nerde oldugunu bılıyorum cok sevındım. kendısı tek kelımeyle mukemmel bır ınsan . kendısını cok sevıyorum.


Makaleye Yorum Yaz