Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
TAYLAN ERTEN
ANKARA MEKTUBU
mail_outline : taylanerten1907@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

19.08.2017

Okunma Sayısı

410

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Ar-ge bitti start-up verelim!

Teknoloji özürlü bütün sanayi kollarında düşük verimlilik, yüksek maliyet ve zayıf rekabet gücü sorunları yaşanıyor. Türkiye sanayi zayıf rekabet gücünü “yoksulluk-yoksunluk” hattında tuttuğu düşük ücret politikasıyla aşmaya çalışıyor. Daha doğrusu çalışıyordu; ama artık o yol da tıkandı.

 

     Bugün, başta otomotiv olmak üzere imalât sektörünü taşıyan, ürünü ve teknolojik seviyesi nispeten iyi, ayda 1 milyar dolar ve üstünde ihracat gerçekleştirebilen alt sanayi sektörü sayısı beş, bilemediniz altı. Bunların teknolojisi de, genellikle otomotivdeki gibi, ana yabancı şirketin lisansına bağımlı veya ithâl.

     Bu nedenle, epey zamandır ekonomi dünyasında bir “inovasyon/yenilik” muhabbetidir gidiyor. Muhabbet sözcüğünü küçümsemek için kullanmıyorum. Türkiye sanayiini yüksek katma değerli, yeni talep yaratabilecek ürün yelpazesine dönüştürecek “yeniden yapılanmanın” yolunu yordamını konuşmak iyidir. Ama, papağan gibi her ortamda inovasyona övgüler düzmekle yetinmek, lâfazanlıktan başka bir şey değil!

 

                                   NE DİR?                         

     Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilâtı (OECD)’nın kabul görmüş tanımlamasına göre, inovasyon, yeni veya önemli ölçüde değiştirilmiş ürün (mal ya da hizmet) veya sürecin; yeni bir pazarlama yönteminin; ya da iş uygulamalarında, işyeri organizasyonunda veya dış ilişkilerde yeni bir organizasyonel yöntemin uygulanması, demek.

     Daha basitiyle, yeni fikirleri (ürün, metot veya hizmet gibi) değer yaratan çıktılara dönüştürme süreci. Bu süreç iki temel basamaktan oluşuyor: İlk basamak, yeni ve yaratıcı fikirlerin ortaya çıkması. Emek ve yatırım gerektiren ikinci basamak ise ortaya çıkartılan yeni ve yaratıcı fikirlerin ticarileştirilmesi, katma değer yaratan ürün, metot veya hizmetlere dönüştürülmesi.

     Ekonomide sürdürülebilir büyüme, toplumsal refah ve artan iş olanakları anlamına gelen inovasyonda sistem yaklaşımı, hem bilginin üretilmesi hem de yayılarak uygulanması süreçlerini kapsadığından politikanın odağı, kurumlar arasındaki etkileşime dayanır.

 

                                     NE İFADE EDER?  

  

     Şayet varsa, ulusal inovasyon sistemi bu kurumlar bütününü ve aralarındaki bilgi, finansman ve düzensel akışı tanımlayan dinamik bir yapıyı ifade ediyor. Bu tanımlama bütün bağlamıyla inovasyonun başlı başına bir sistem gerektirdiğini; bu sistemin ancak teşvik etmeyi yeterli gören hükümetlerin, hazırlopçuluktan vazgeçmeyen sanayicilerin ve diğer sektörlerin, bu işi basit proje uygulayıcılığı sanan akademinin “huy değiştirmesiyle” oluşturulabileceğini anlatıyor.

     Peki, Türkiye’de böyle bir yapılanma var mı? Hükümetler, ekonomi yönetimleri şimdiye kadar tutarlı, gerçekçi, sürdürülebilir, denetlenebilir bir inovasyon politikası ve stratejisi geliştirebildiler mi?

   Son 15 yılda kamuoyuna açıklanan sayısız teşvik paketinde, geçmiştekiler gibi, yok yok. İnovasyon ve ar-ge de bunların arasında. Teşvik tamam da ar-ge yapacağım, yenilikçi ürün çıkaracağım deyip, kamu teşviklerinden yararlananlar, bugüne kadar sanayiye, tarıma, hlizmet sektörüne ne kattılar, bilen var mı? Teşviki veren kamu otoriteleri sahada neler olup bittiğini izliyor mu?

  

                                     DURUM NE?

    

     İmalât sektörünün ihraç ürünlerinde yüksek teknolojili ürün oranı TÜİK’in Temmuz 2017 verilerine göre yüzde 5,5. Ne var ki, ithalat yaklaşık yüzde 14. Güney Kore hatta Meksika bile yüzde 30’lar ile Türkiye’yi katlıyor! Yüz ağartan bir tablo değil bu.   Bu nedenle Türkiye üretilebilir yenilik yaratma konusunda yaya gidiyor!  

     Bir sorun şu: Ar-ge işi maliyetli. Verim hızı düşük. Şirketler bu işten kaçıyor. Nitekim, en büyük 500 şirketin (İSO 500) 2016 yılı toplam ar-ge harcaması yüzde 16 azaldı. Büyük gruplar bile cirolarının ancak yüzde 0.57’sini ar-ge’ye yatırıyor. Bu durum Türkiye’nin küresel yenilikçilikte neden 40’lı sıralarda takıldığını açıklıyor.

   İkincisi, hükümetlerin ar-ge ve yenilik teşvikleri konusunda sağlam hedefleri, programları yok. Sistem kurulmadığı için işler “saldım çayıra” anlayışıyla yürüyor. Savruk ve denetimsiz bir yapıyla ekonomik çıktı yaratmak mümkün olmuyor.

   Son olarak, yeni ürün geliştirme faaliyeti şirket bünyesinde ar-ge yerine “start-up” tabir edilen, belirli hedeflere odaklı küçük teknoloji girişimlerine yöneliyor. Türkiye’de de bu eğilim gelişiyor ama, verimde nal toplanıyor. 2015 yılı verilerine göre Türkiye start-up’ları ürün çıktı sıralamasında 40 ülke arasında 35’inci. Çünkü, savrukluk, araştırma fonlarının tahsisinde denetimsizlik yaygın. Çoğu girişim hiçbir şey üretmeden silinip gidiyor.

MAKALE Yorumları