Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
ADİL GÜRKAN
DÜŞ-ünü-YORUM
mail_outline : adilgurkan@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

19.10.2017

Okunma Sayısı

256

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Artık ana pazarlarımız Türkiye ve Asya Ülkeleridir

“Orta vadede Avrupa’dan Türkiye’ye yılda 30 milyon turist gelecek. Ege ve Akdeniz turizmcileri ihya olacak” diyebilmeyi çok isterdim.

 
Ama mümkün değil.
 
Bütün Dünyanın önüne en inanılmaz kolaylıklarla harika tatiller sunduğu Batılı turist artık Türkiye’ye mahkum değil. Dahası İspanya, Yunanistan, Mısır, Tunus’a da mahkum değil.
 
Bir parantez açıp deniz, güneş ve kum turizminin işportaya düştüğünü açık yüreklilikle kabul etmek durumundayız. Küresel ısınmanın etkisi ile Kuzey Avrupa kıyıları bile deniz, güneş, kum turizmine uygun hale geldi.
 
Ulaşımın kolaylaşması, her türlü bilgiye ve ürüne doğrudan ulaşma şansı Dünyayı bir turizm avm’sine dönüştürdü. Dolayısı ile sahil otellerinin ve bu otellerin bulunduğu beldelerin kendilerini tanıtırken kullandığı ‘ eşsiz, benzersiz, olağanüstü’ gibi sıfatlar anlamsızlaştı.
 
Okuduğu broşürde ya da websitesinde bir otel ile ilgili olarak ‘ eşsiz sahiller’ ibaresini gören bir Y kuşağı tatilcisinin tepkisi “ Nasıl yani?” oluyor.
 
Avrupa pazarı artık bildiğimiz, alıştığımız ve benimsediğimiz profile uymayan, çok farklı beklentisi olan kuşaklardan oluşuyor.
 
Çabuk tüketiyorlar.
 
Kültürü, sanatı, bilgiyi, modayı, yeni bir ürünü, yeni bir uygulamayı çok çabuk kullanıyor ve ardından kaldırıp sanal çöplüklere atıveriyorlar.
 
( Artık kolay kolay eşsiz, tertemiz, benzersiz diye niteleyemeyeceğimiz ) Sahillerimiz ve bu sahillere kondurulmuş otellerimiz Batılı tatilci gözünde rakipsiz değil.
 
Cazibe unsuru da değil.
 
Otellerimiz en rafine hizmetlerin müthiş bir saygı ve sevecenlikle sunulduğu mekanlar olmaktan çıkalı çok oluyor.
 
Güzelim deniz, güneş ve kumumuzu bu coğrafyanın kadim güzellikleri, gelenekleri, mutfağı, kültürü, doğası ile harmanlayamadık. Yüzlerce uygarlığın yaşam macerasından süzülüp gelmiş şu muhteşem ülkeyi nadide bir elmas gibi konumlandıramadık. Zengin ve gusto sahibi Batılı turistin gözünü, kulağını, midesini, kalbini kazanamadık.
 
Otel mi? Dev tüketim bandı mı?
 
Ford’un sanayi dünyasına hediyesi olan bant üretimi otellerde de geçerli.
 
Özellikle açık büfeler tam bir bant sistemi gibi. Bir uçtan giren kuyruklar, ne var ne yoksa silip süpürerek sondan çıkıyor.
 
Türkiye’nin son 30 yılda kazanmış olduğu Batı Avrupalı turist bu işleyişi kocaman açılmış gözlerle ve biraz da hüzünle izliyor. Çevresi ile ilişkilerde nezaketi ve saygıyı temel alan ortalama Batılı turist büfelerde gördüğü manzaralardan dehşete kapılıyor.
 
Örnekleri sayalım mı?
 
Büfelerdeki yemekleri tabaklarına elleri ile alanlar.
 
Önündeki sırayı hiç dikkate almadan, özellikle Batılı turisti ite kaka araya girenler
 
Büfede dizili yemekleri eli ile tadıp gerisini tekrar büfeye koyanlar
 
Lobilerde, altına kaka yapmış bebeğinin altını değiştirenler
 
Havuzlara büyük ve küçük abdestini bırakanlar
 
Bayanlar, baylar, Batılı turist artık bu gördüklerini yorum sitelerine yazmaktan da vazgeçti. Gittiği oteli, beldeyi, ülkeyi ömür boyu kara listeye alıveriyor. Bir daha gitmeyi düşünmediği gibi, herhangi bir yerde reklamını gördüğünde de yüzünü buruşturuyor.
 
Sadece bilançolara odaklandık, sürdürülebilirliği unuttuk
 
Son birkaç yılda adeta bir kuyumcu hassasiyeti ile uyguladığımız tasarruf tedbirlerini de açalım biraz. Görünüşe bakılırsa günü kurtardık. Ama geleceği kaybettik.
 
Ayakta kalmak ( ya da karlılığı sürdürmek ) adına gözümüzü giderlere ve maliyetlere diktik. 
 
Tasarruf giyotinimizin altına önce personeli gönderdik. Dünya standartları bir tarafa, departmanlarda işin yürümesi için gereken sayıyı bile kırptık. Servisi, kat hizmetlerini, eğlenceyi, mutfağı, restoranları adeta işlevsizleştirdik.
 
Büfelerde eski çeşitlilikten eser kalmadı. Et zor bulunan elmas gibi azaldı.
 
Çalışanların maaşları reel anlamda düştü. Turist ile muhatap olan çalışanlarımızın yüzü gülmüyor. Herkesin suratı asık. Bnun da nedenlerini turist ile paylaşıyorlar.
 
Kullanılan ekipman kalitesi geriledi.
 
En önemli silahımızı bozduk. Batılının imrenerek baktığı fiyat kalite dengesi tarih oldu.
 
Yorum sitelerine bir bakın. Animasyon ekiplerinin gır gır şamata yazdırdığı manüplasyon eseri yorumları bir tarafa bırakın. Her yorum sitesi kalitesizliği şikayet ediyor.
 
 
Geçmiş olsun. İki yılda Batıda bir mutsuzlar ordusu yarattık.
 
Türkiye, Batılı turist gözünde hala moda mıdır?
 
Türkiye’ye olan ilgi son birkaç yıla kadar yükselmekteydi. Siyasi iktidarın AB üyeliği ile ilgili olarak geliştirdiği politikalar bu yükselişin nedenlerinden birisi idi.
 
Birkaç yıldır süreç tersine dönmeye başladı. AB üyeliği Türkiye’nin gündeminden düştü. AB de Türkiye’yi arasına almak fikrinden uzaklaşmaya başladı. Sürecin arka planı bir siyasi analiz konusudur. Bu nedenle girmeyelim.
 
AB üyeliğinin yakın zamanda gerçekleşecek bir gelişme gibi algılanması Avrupa’da çok olumlu etkiler yarattı. Emekliler Akdeniz ve Ege’den ev alıp yerleşmeye başladılar. ( Bu olayda da sınıfta kaldığımızı bir not olarak düşelim. BU gün Kuzey ve Batı Avrupa’da hala binlerce insan Türkiye’den mülk edinme noktasında yediği kazığı anlatır.)
 
Gelinen noktada Türkiye ve AB siyasi ve ekonomik anlamda birer rakip konumuna geçtiler. Türkiye ve AB kamuoyu birbirleri hakkında halisane niyetler beslemekten uzaklaştı. Önceki yazıda da belirttiğim gibi, AB vatandaşları Türkiye’yi 10 yıl önceden çok farklı görüyor.
 
Dini inanç, yaşam biçimi, kültürel zenginlik, kalkınmışlık seviyesi, hukuk gibi alanlar her iki tarafı birbirinden kopardı.
 
Bu gün görüldü ki, Türkiye ile AB siyah ile beyaz kadar farklı iki ayrı yapıdır. Ortalama Batılı da bunun farkına vardı. 
 
Türkiye artık moda değil…
 
2017’nin en gözde 10 ülkesini arz edeyim. Önemli bir online seyahat haber portalından İngilizce olarak kaydettim.
1. Iceland
2. Montenegro
3. Malta
4. Finland
5. Cyprus
6. Bulgaria
7. Portugal
8. Serbia
9. Croatia
10. Spain
 
Türkiye artık moda olmadığı gibi, azımsanmayacak kadar geniş bir tatilci kitlesinden tepki de görüyor. Onlar artık Türkiye’yi tatil planlarından çıkardılar. Bu geniş kitle aralarında şu mazereti de çok sık tekrarlıyorlar;
 
“ Türkiye’ye tatile gidip para kazandırmak istemiyorum”
 
Bu gelişmeyi beklememiz gerekiyordu. Bu gelişmeye karşı bir B planını bundan yıllar önce hazırlamamız gerekiyordu. Olmadı. Şimdi, kaybedilen Avrupa’ya karşı alternatif pazarlar için dört dönüp duruyoruz.
 
Hızla kazanılan yeni pazarlar da beraberinde sorunlar getiriyor. Bu da ayrı bir analiz konusudur. Şunu ifade ederek bu faslı da kapatalım; Türkiye turizminde çalışanlar bu güne kadar hiç tanımadıkları farklı kültürler ile karşılaşıyor. Otellerimiz çok farklı yaşam tarzları, alışkanlıkları ve iletişim yöntemleri olan ülkelerden insanlara hizmet vermeye çabalıyor. Bu da beraberinde kültür çatışmaları getiriyor.
 
Yeni turistlerimiz ile çalışanlarımızın birbirini tanıması, kaynaşması ve sevmesi oldukça zorlu ve uzun bir süreç olacak gibi görünüyor.
 
Ama onları tanımaktan, alışmaktan ve sevmekten başka da bir şansımız yok
 
Türkiye’nin yeni normali bu…
 
Gelecek 10 yılda gerek sahiller ve gerekse diğer bölgelerimizin temel pazarları Türkiye ve Orta Doğu ile birlikte Asya olacaktır.
 
Bu biraz da bir atasözünü anımsatıyor;
 
Her kuş kendi türü ile uçar.
 
Batılı da artık kendisi gibi düşünen ve yaşayanlara gidip tatil yapacak. Asyalı, Orta Doğulu, Rus, Balkanlı da bize ve bizim gibi olanlara tatile gelecek.
 
Bir sonraki yazıya da epeyce not kaldı.
 
 
Gelecek yazıda bu yeni normale nasıl uyum sağlamalıyız? Neler yapmalıyız? Sorularının cevaplarına bakalım.

MAKALE Yorumları