Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
TÜLAY BOZKAYA
TOROSLARDA BİR MARAL GEZER
mail_outline : tulaybozkaya@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

08.08.2017

Okunma Sayısı

510

Makaleyi Paylaş

Ata Yurdu Kırgızistan'dan Buruna Kulesi (2)

Sabah kahvaltıdan sonra kaptanımız Micheal ve rehberimiz Ernist bizi almaya geliyorlar. Sırt çantalarımızı yerleştirip arabaya çeviriyoruz rotamızı doğuya. Günlük program hakkında bilgi veriyor Ernist. Tokmak şehri yakınlarında Buruna Kulesini ve oradaki kaya mezarları görüp öğleyin bir köyde Kırgızistan’a özgü beşparmak yemeği yiyeceğiz. Bu akşam Chon Keming Vadisinde bir köyde konaklayacağız diyor. Yemyeşil bir yoldan ilerliyoruz. Köy evleri tek katlı. Tarlalarda hiç boş alan yok patates, domates, mısır fasulye ekili. Yol boyunca ağaç gölgelerinde kavun karpuz tezgâhları; kavunlar bizimkilere benzemiyor.

Tokmok şehrini geçip Balasagun’da bulunan Burana Kulesine ulaşıyoruz. Kule karlı tanrı dağlarının gölgesinde Çüy vadisinin orta yerinde uzanıyor bulutlara doğru Balasagun Karahanlıların başkenti. Uçsuz bucaksız bozkırlardan gelen orduları tespit etmek için kurulmuş kule. Müslüman olduktan sonra da minare olarak kullanılmış. Türklerde efsanesiz kule olur mu tabii ki hayır. Kule'nin Kız kulesine birebir benzer bir hikâyesi var. Devrin komutanının dünyalar güzeli kızının öldürüleceği kehanetleri üzerine, komutan kızını bu kulede yaşamaya zorlamıştır. Senelerce bu kulede yaşan genç kız sonunda bir hizmetlinin getirdiği elmadan gelen zehirli bir örümcek tarafından ısırılarak öldürülmüştür. Belki de kulenin içinde sarma merdivenler arasında bulunan türbe de bu kıza aittir. Kuleye dar bir merdivenden çıkıyorsunuz. Basamaklar arası yükseklik fazla. Yukarıya çıkma konusunda gelgitler yaşıyorum. Ağrılı bir dizim var. Merdiven çıkmak hele hele inmek zor.Ama yine de çıkmaya niyetleniyorum. Birkaç basamak çıktıktan sonra daha gezinin başında sakatlanmamaktan yana tavrımı belirleyip iniyorum aşağı. Dört arkadaşımız ben aşağı ulaşıncaya kadar el sallıyorlar tepesinde kulenin. Bana ancak resimlemek kalıyor onları.

Müzede kazılarda çıkartılmış eserlerin yanında Kutatgu Bilig yazarı Yusuf Has Hacib büstü sergileniyor. Tarih kitaplarında ya da bulmacalardan sığ bir bilgiye sahip olduğum Kutatgu Bilig’e merakımı Buket Uzuner’in Su ve Toprak kitapları artırmıştı. Karahanlılar döneminde Balasagun’da başladığı Kaşgar’da tamamladığı eserinde birey, toplum devlet ilişkilerinin nasıl düzenlenmesi gerektiği üzerinde durmuş, yaşadığı toplumun geleneksel değerlerine uygun olarak iyiliği erdemi ve akılcılığı önermiş. Kutatgu Bilig bir baş ucu kitabım oldu yıllar sonra..

Açık hava müzesini balballar süslüyor. Şaman inancına göre ölüler; özellikle de zengin ve önemli kişilerin ölüleri bir ritüel izlenerek gömülürdü. Göçebe hayatı yaşayanlar sıkışık mezarlıkları sevmez, onları önceden belirledikleri yerde değerli eşyaları ile birlikte gömülür bir Tümülüs oluşturulur ve üzerine balbal yerleştirilirdi. Bu balbalların yerleştirilmesi amacı ise hayatta alt ettiği düşmanlarını simgeleyen bu heykellerin hem mezarı beklediğine inanılırdı. Bu nedenle heykellerin kimi uzun kimi kısa kiminin elinde kılıç ve kiminin elinde ise kupa var.

Balbalların arasından geçip öğle yemeği için köye gidiyoruz. Tek katlı girişi çiçeklerle donatılmış pembe boyalı bir eve geliyoruz. Genç bir kadın karşılıyor bizi. Dışarda adı Aigerim olan bir kız oynuyor. Ellerimizi yıkayıp içeriye geçiyoruz. Geniş bir salon ve ortasında kocaman masa hazırlanmış. Sofra oldukça zengin salata çeşitleri, reçeller, kaymak tereyağı, onların ayranı bizim yoğurdumuz, ekmek çeşitleri, boğursak (yağlı çörek pişi tadında),karpuz, kayısı, şeker, bisküvi ve çay için kâseler. Köşede çay semaveri kaynıyor. İki kişi hizmet ediyor. Başlıyoruz masadakilerle. Çay servisi yapıyor kızlar. Çaylar açık ve kâselerin yarısına kadar. Kırgızların geleneğinde çay kâselerle ikram ediliyor ve azına kadar doldurulmuyor. Hem çayın soğumaması için hem misafirle ev sahibinin iyi ilgilendiğini göstermek için. Ağzına kadar doldurulursa saygısızlık olurmuş. Kendi aralarında dolu çay isterken saygısız çay olsun diye espri yaparlarmış. Bu arada ana yemek geliyor çubuk ya da

spagetti şeklinde erişte makarna üzerinde küçük parçalara ayrılmış et yemeği. Adının beşparmak olmasının nedeni de elle yenmesi. Ernist bize göstermek için yiyor elle.

Yemekten sonra Chon Kemin Vadisine dönüyor tekerimiz. Ovalar yerini dağlara bakıyor. Yaklaşıyor dağlar birbirine iyice. Chon Kemin Nehri o kadar coşkun akmasa elele tutuşacak dağlar. Veli’nin burnu kanıyor bir çeşme başında duruyoruz. Çeşmenin etrafı kayısılarla dolu. Yan tarafta nehir alabildiğine coşkulu, acelesi var yetişmek ister gibi bir yerlere. Grup lideri Ali Çetin’in coşkusu da karışıvermiş nehre. Koşmuş elinde fotoğraf makinası nehir boyunca. Dağların yeşili nehrin gürül gürül akışında gönlün dingin durması mümkün değil elbet. Ama grubun heyecanı Ali Çetin’in yokluğu. Karşıdan gelen arabadan alıyoruz haberi ilerde yürümekte tek başına.

Vadide nehrin kenarında dağlara doğru yolculuğumuz yeşilin tonları arasında .Karool Döbü köyünde konaklayacağız. Ekinlerin sarılığına pancarın patatesin yeşili süs olmuş. Mor dağlar hayal gibi. Koyun, keçi inek at özgürce dolaşır tepelerin adam boyu rengarenk otlarının içinde. Sakin dingin bir köy Karooldöbü köyü. Konaklayacağımız köy evinde uzun süredir beklenen akraba gibi karşılanıyoruz. Konuklar için ayrı odalar yapılmış tuvalet ve banyoları dışarda olan. Odalar temiz yatakları düzenli. Duvarlarda boylu boyunca halılar asılı. Kocaman bir bozüy çadır kurulu evlerinin önünde. Çadırın içi çok süslü. Renkli işlenmiş keçeler. Hemen çay hazırlıyorlar çadırdaki sofraya. Çayın yanında reçeller kaymak tereyağı hamur işleri çeşit çeşit. Yine bir genç kız hizmet ediyor çaylar kasede ve saygılı.Sohbet ediyoruz .Onunda adı da Aigerim. Üniversite de İngilizce okuyor. Aigerim ismi bizim Ayşe Fatma gibi yaygın bir isim. Akşam olmadan karşıki dağlara tırmanmalıyız. En azından dağların eteklerindeki morlu yeşilli tepelere. Araç bizi dere boyunca tepelere doğru götürüyor. Sabırsızlanıyoruz tepelere tırmanmak için. Otlar boyumuzu aşmış. Mor çiçekler yoldaş olmuş sarı kantaronlara. Adaçayı kokusu kaplamış havayı. Arka da yüce dağlar. Köknarlar kaplı tepeleri karlı. İçimdeki çocuk arı gibi o çiçekten bu çiçeğe zıplıyor. Şımarık mı şımarık. Renkler kokular görselliğin şöleni mest etti sarhoş gibiyim. Karşı tepelerde hayvanlar özgürlüğün keyfinde. Atlar geliyor tozu dumana kata kata. Güneş giderken karlı dağların ardına bizde yol alıyoruz şırıl şırıl derenin kenarında ağaçlara otlara çiçeklere hayran hayran.Söyleyişiyoruz yaşlı bir teyze ile.Anlıyoruz birbirimizi. Türkçesi daha yalın.Rusçadan etkilenmemiş gençler gibi. Bizim dilimizde farsça Arapçadan. Akşam yemeğimiz çadırda. Sofra alabildiğine süslü. Ernist sofra adabını anlatıyor. Akksakal (en yaşlı kişi) sofranın orta kısmına oturur yanında da ece (en yaşlı kadın) , Sofranın yerleşimi yaşlıdan gence doğru. Kapıya yakın gençler oturuyor. Grup liderini aksakal ilan ediyoruz ve Şengül abla da Ece. Keyifli bir akşam yemeğinden sofra kamp ateşi başında yıldızlar altında sohbet ediyoruz uykumuz gelinceye değin.

MAKALE Yorumları