Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
CAN PULAK
DUAYEN
mail_outline : info@antalyabugun.com
Dinle

Yayın Tarihi

10.08.2017

Okunma Sayısı

110

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Az Laf-Doğru İş ve Şeffaf Politika

     80 milyonluk koskoca Türkiye’de gündem, darbe mahkemeleri ile devletin tepesindeki siyasi atışmalar arasında gidip geliyor. Oysa çözüm bekleyen öyle önemli sorunlarımız var ki, bunların ihmali ülkemize çok pahalıya mal olabilir.

     Önce çok önemli bir konunun üzerinde durmak istiyorum. Cumhurbaşkanlığı ile Parti Genel Başkanlığı çok farklı makamlardır. Bunu birleştirmeye kalktınız mı, Türk ceza Kanununu da yeniden düzenlemek zorunda kalırsınız. Bugün mevcut yasalarımıza göre, bir siyasi partinin genel başkanını rahatça eleştirebilir, yanlışlarını sıralayabilirsiniz. Ama bir Cumhurbaşkanını eleştirmek,yanlışlarını söylemek suç olarak görülüyor.Öyle olunca, ortaya çok ciddi bir yanlışlık çıkıyor. Bu yanlışlık, iki sıfatı birden üstünde taşıyan kişiye çok ciddi bir koruma zırhı kazandırıyor. AKP Genel Başkanı yanlış işler yapar ve kürsülerde söylerse, bunu eleştirenlerin karşısına hemen Cumhurbaşkanlığı zırhı çıkıyor. Böyle bir uygulamanın demokrasilerde yeri yoktur ve olmamalıdır da..

     Anayasa mahkemesi, hukukçular ve Türkiye’mizin düşünen kafaları bu yanlış ve çarpık uygulamayı düzeltecek çalışmaları hemen başlatmalıdırlar. Elbette Cumhurbaşkanına hitap, üslup ve değerlendirmeler azami dikkat ve saygıyla yapılmalıdır. Ama siyaset üstü konumda olması gereken çok saygın bir makamın, bir siyasi partinin başkanlığını da üstlenmesi halinde, gireceği tartışmaların ve göstereceği formüllerle yapacağı suçlamaların siyasi karşılığına da

katlanması gerekir. Cumhurbaşkanlığı ile Parti Genel Başkanlığı seviye çizgileri arasında çok önemli farklar vardır. Bu açıdan iki sıfat günümüzde olduğu gibi birbirine yapışırsa, çok yakında önemli sorunları karşımıza çıkarır.

     Bunu böylece belirttikten sonra, devleti yönetenlerin çok konuştuklarını, kamuoyunu fazlasıyla meşgul ettiklerini, bu yüzden ortalığı durduk yerde gerdiklerini söylemeliyim. Şunu çok merak ediyorum,her vesileyle konuşmaya çalışan,ülkenin dört bir tarafına kurulan kürsülerin çoğuna yetişen,sabahtan akşama kadar nutuk atan Cumhurbaşkanı hiç yorulmaz mı? Televizyonların çoğu, devamlı onu gösteriyor, onun konuşmalarını veriyor, onun yaptıklarını ekrana çıkarıyor. Anlaşılan o yorulmuyor ama şunu bilmesinde fayda var, millet çok yoruluyor. Haydi haksızlık etmeyelim, sevenlerin bir kısmı hariç diyelim…

     Millet gerçekten yorgun. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar durmaksızın konuşuyorlar. Recep Tayyip bey bırakıyor, Binali bey alıyor, o bırakıyor bakanlar peş peşe fırlıyorlar ekranlara. Yetmedi, bir de Devlet Bahçeli’nin destek konuşmalarını dinlemek zorunda kalıyoruz. Onlar konuşunca, Kemal Kılıçdaroğlu ile kurmayları da susmuyor. Anlayacağınız bütün gün  siyasi konuşma, siyasi mücadeleyle şişiyor kafalarımız. Madem öyle, dinleme kardeşim diyeceksiniz ama, konuşanlar öyle sıradan kişiler değil ki. Ya önemli bir şey söylerlerse…

     Konuşan konuşana… Bu kadar nutuk atılıyor, demeçler veriliyor, televizyonlar dibine kadar kullanılıyor da, milletin merak ettiği konulara hiç değinilmemesi çok düşündürücü.

Örneğin iç ve dış politikada yapılan hayati yanlışlar düzelecek mi? Başımıza ciddi sorunlar açmaya başlayan şu Suriyeliler meselesi çözülecek mi? Bunlara vatandaşlık verilmesi konusu referanduma götürülecek mi? Bu Araplaşma ve Osmanlı’laşma modası duracak mı? Bakın nerelerden başlıyoruz…

     Ülkede büyük yanlışlar yapılıyor, suçsuz ve günahsız insanlar da Fetö’cü diye mesleklerinden atılıyor, çoluk çocuğu aç bırakılıyor. Devletin dışına atılanların yerine kimler alınıyor, devlete yeni cemaatlerin sızdığı yazılıyor, çiziliyor. Bunlara inandırıcı cevaplar alamıyoruz. Gazetelere bakın, hergün akraba, eş, dost tayinleri yazılıyor ama, millete hesap vermek durumunda olanlar sessiz ve seyirci kalıyorlar haberlere. Diyanet İşleri Başkanı neden değişti, çeşitli rivayetler var hakkında. Cüppeli Ahmet Hoca’ya görev vermedi diye ayrılmak zorunda bırakıldığı söyleniyor. Doğru mu bu, niye milletten saklanıyor gerçekler?

     Silahlı Kuvvetlerimizde çok tasfiyeler oldu. İyi yetişmiş personel kaybımız telafi edilebildi mi? Emekli edilen onca pilotun yerini aynı değerde ve kalitede elemanlarla doldurabildik mi? Keza çok sayıda tecrübeli polis şefimiz de, çeşitli nedenlerle devletin dışına atıldı. Bunların boşluğunu yeterince ve tecrübeli elemanlarla karşılayabildik mi? Askeri Okullarla Harp Okullarının önünü kestik, isimlerini ve modellerini değiştirdik, askeri hastaneleri sivile açtık. Askeri düzeni tepeden tırnağa değiştirdik. Doğru mu yaptık acaba? Bunlar bir çırpıda alınacak kararlar değil ki? Kim millete bilgi verecek bu konularda, kim milletin yüreğine su serpecek? Şehitler arasında ayrım yapılması hangi vicdana sığar? Kim buna doğru ve mantıklı bir cevap verecek acaba?

     Herkes yargıdan şikayetçi. Yargının siyasallaştığını söylüyor herkes. Örnekler veriliyor devamlı, ama buna ciddi bir cevap alınamıyor. Kim ne derse desin, basın hürriyeti büyük zarar gördü. Çok sayıda gazeteci hapislerde çürüyor. İktidar neden korkuyor anlamıyorum. Bırakın yazsınlar, verilecek bir cevabınız varsa çıkar söylersiniz. Olmadı yazılanlar gerçek değilse tekzip edersiniz. Bunca gazeteciyi hapse atacağımıza, şeffaf politika uygulayarak yazılan ya da yazılacak olan çok haberi, makaleyi anında cevaplandırabiliriz. Öyle yapılırsa, görülecektir ki yalan ve yanlış haber sayısı çok azalacak, iktidarla basın arasındaki kavga yatışacaktır.

     Oyunu kuralıyla oynamak zorundayız. Dikkat edin, gürültü ve patırtı, kavga ve yersiz tartışmalar hep oyunun kuralına göre oynanmaması yüzünden çıkıyor. Milli Eğitim politikalarını devamlı değiştirirseniz, Anayasa’yı işinize geldiği gibi uygularsanız, laikliğe zarar verirseniz, Atatürk ve Türk büyüklerine hakaretlerin önünü tıkamazsanız,istatistik rakamların sağlığını tehlikeye düşürürseniz, Türkiye’nin kesin dış borç rakamlarını saklarsanız, memleketimizdeki huzursuzluk giderek artar, yönetime güven iyice sarsılır.

     Yönetimin şimdiye kadar yaptığı büyük yanlışlar, yaptığı bazı güzel işleri de sıfırlıyor. Bari bunu görebilseler ve gereğini yerine getirebilseler… Özetle siyasiler devamlı konuşmaya devam edeceklerse, milletin cevap beklediği konulardan bahsetsinler. Ama inandırıcı ve belgeli cevaplar versinler.

      Gerçek basına ve gazetecilere düşmanlık yaparak, onların seslerini keserek bir yere varılmaz. Şeffaf politikaya dönülürse, o takdirde basın da şeffaflaşacak ve en azından görevini tarafsız olarak yapmayı sürdürecektir.

    

 

MAKALE Yorumları