Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
DR. NEZİHİ BAYIK
AKLIMA NE GELİRSE
mail_outline : nezihi@dr.com
Dinle

Yayın Tarihi

06.09.2017

Okunma Sayısı

1424

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Haydin halaya!

CHP’nin Çanakkale’deki Adalet Kurultayı, birkaç kişinin içtiği içkide boğuldu!

İçki içip göbek atanların görüntüleri -nasıl eline geçtiyse-, ilk olarak Akepe Grup Başkanvekili tarafından sosyal medyada paylaşıldı...

Yandaş basın da bu haberi sevincinden göbek atarak kullanmaya başladı!

Ardı ardına; “Şehitlikte alem yaptılar!”... “CHP'lilerden şehitlikte içkili alem”... “Rezalet! CHP'liler şehitlikte masa kurup içkili alem yaptılar!” başlıklarını, keyifli keyifli patlattılar!

***

Yeni CHP’nin yeni yıldızı, yanlış Adil Öksüz skandalının acemi dedektifi, parti sözcüsü Bülent Tezcan, kameraların karşısına geçti...

“Kamp alanında sabaha kadar güvenlik görevlileri dolaştı, çöpleri bile kontrol ettik, biz böyle bir şey görmedik” dedi... Ama hemen arkasından, kamp alanında “İçki içmek yasaktır” anonsları yaptırmaya başladı!...

Ardından bir de yazılı açıklama yayınladı; “Kendini bilmez birkaç kişinin, kamp alanının ana konaklama bölgesinin dışında alkol aldığı tespit edilmiş ve derhal kamp alanından çıkarılmıştır... Ayrıca parti üyelikleri de tespit edilen bu kişilerin ihraç işlemlerine başlanmıştır... Hassasiyetimiz artarak devam edecektir... Çanakkale ruhuyla örtüşmeyen bu tür ahlak dışı davranışlara kesinlikle müsamaha göstermeyeceğimizi aziz milletimizle paylaşırız"... Açıklamanın "en acıklı kısmı "Kendini bilmez birkaç kişinin, Çanakkale şehitlerimizin aziz hatırası ve adalet kurultayının ruhuna tamamen aykırı bu davranışı kuşkusuz bin bir emek, güçlük ve fedakârlıkla kurultaya katılan binlerce vatandaşımızı ve bizleri derinden yaralamıştır." denilen kısmıydı!

Yandaş basın, Bülent Tezcan’ın bu açıklamalarına tutunarak, göbek havasından halaya geçti;  “CHP rezaleti teyit etti” ve “CHP'li Tezcan'dan kurultay itirafı” başlıkları attı.

***

Atatürk, 1926 yılında İzmir’i ziyaret etmektedir. Naim Palas'ın alt katında yiyecekleri bir öğle yemeği öncesinde, salonun Kordon’a bakan perdelerinin sıkı sıkıya kapatılmış olduğunu görür. Hemen emir vererek salonun perdelerini ve kapılarını ardına kadar açtırtır, sofrayı da pencereye iyice yaklaştırmalarını söyler. Sonra yanındakilere dönerek;

“Millet görsün ve bilsin ki biz işte böyle yemek yiyoruz. Böyle içki içiyoruz... Ben yaptıklarını halkımdan gizleyecek adam değilim. Ayrıca burada yaptıklarımız onların yaptıklarından başka bir şey değildir. Asıl perdeleri kapatmak suretiyle bizim onlardan başka, onların bildiklerinden başka bir şeyler yaptığımız kuşkusunu uyandırmış oluyoruz ki; işte o çok tehlikeli bir harekettir. Biz ne yaptıysak halkımızın karşısında yaptık ve ne yapacaksak bunu da yine halkımızın karşısında, açık yüreklilikle yapacağız. Bizim yaradılışımızda açıklık vardır. Gizlilikten, halkın bakışlarından kaçmaktan nefret ederiz. Onlar bizi gerçekten etimizle, kemiğimizle, yaşantımızla kendilerinden biri gibi gördükçe daha çok itimat ederler, daha çok bağlanırlar." der...

Gerçekten de söylediği gibi çıkar. Pencerenin önünde biriken halk, önce yemek yiyenleri merakla izlemeye başlar...

Atatürk kadehini onlara doğru kaldırarak, “Halkın şerefine!” diye bağırır...

Dışarıdan bir alkış tufanı kopar. Halk; “Yaşa Gazi!” bağırışları ile Kordon'u adeta inleterek dağılır.

Atatürk, Başyaveri Rusuhi Bey'e dönerek şöyle söyler: “Halkın seyrinden, merakından değil, küskünlüğünden korkmalı. Şimdi onlara ‘Mustafa Kemal içiyor, sarhoşun biridir’ deseler, ‘Evet, biz onu gördük. Başka neyi, ne günahı var söyleyin’ derler ve beni mutlaka savunurlar."

***

1926’dan, 2017’ye, geçen tam 91 yıl!...

Günümüzde Atatürk’ün izinden gittiklerini iddia edenler, o dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın anılarında anlatmış olduğu yukarıdaki olaydaki inceliği, kendine güveni, doğruluğu ve dürüstlüğü, ilericiliği ve devrimciliği anlarlar mı?

Yoksa iktidar partisinin kendilerine kurdukları tuzaklara düşerek, ülkenin her tarafını kara bir bulutla örten bağnazlık ateşini körükleyenlere, katkıda bulunmaya devam ederler mi bilinmez?

Hadi diyelim ki, peşinden gittiklerini iddia ettikleri Atatürk’ün çok çok gerisinde kaldılar... Bari bir İlahiyatçı yazar olan İhsan Eliaçık’ın kendilerinden ileri düşünce yapısına ve muhalefet anlayışına biraz yaklaşsalar, ona da razıyız!

Bakın içki olayı sonrası sosyal medyadan attığı mesajlarda, İhsan Eliaçık olaya nasıl yaklaşıyor?

“Neymiş votka, şarap içmişlermiş, içer sana ne?”...  “İçki içmek değil sarhoş olmak haramdır. İçki içmek çevreye zarar verilmedikçe bireysel bir olaydır, karışılamaz.”... “Çanakkale'de civarında bir kaç kişinin bira içmesi mi, köprü geçecek diye arsa kapatma yarışına girmek mi şehitlerin ruhunu sızlatır?”... “İçki içmenin Kur'an da cezası yok ama şu dört şeyin var: 1-Öldürmek, 2-Çalmak, 3-İftira, 4-Zina, taciz, tecavüz.”... “Adalet Kurultayı'nda hiç alkol alan görmedim. Gezi günlerinde söylediğimi yine söylüyorum: Sarhoş olsun anlaşırız, yeter ki kalleş olmasın!”.

***

İçki için “Azı karar, çoğu zarar” derler... Yerinde ve kararında, kendisine ve çevresine zarar vermeden içki içenlere karışılmasına, bunun saygısızlık olarak görülmesine, siyaset amacıyla kullanılmasına, ülkenin gericiliğe teslim olmasına, muhalefet partisinin iktidarın oltaya taktığı her yeme atlamasına karşıyım!

***

“Benim gibi kendini bilmez birkaç kişi, YENİ CHP’nin ruhuna tamamen aykırı eleştirilerle, bin bir emek, güçlük ve fedakârlıkla milletvekili seçilip, parti sözcülüğüne kadar yükselen Bülent Tezcan gibilerini ve partinin bu yönetiminden memnun binlerce CHP’li vatandaşımızı derinden yaralıyorsak”...

Kendilerini, yandaşlarla birlikte halaya davet ederim!

MAKALE Yorumları