Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
ERDOĞAN KAHYA
ANTALYANIN KAHYASI
mail_outline : erdogankahya07@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

10.08.2017

Okunma Sayısı

494

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Turizmde seferberlik zamanı

Sevgili dostum Hüseyin Baraner aradı önceki gün… Hal-hatır, sohbetin ardından söz Antalya’ya, turizme ve yaşanan sıkıntılara geldi. Herkesin siyaset peşinde koştuğu bugünlerde, tek başına bir nefer gibi Avrupa başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde Türkiye’nin turizm potansiyelini anlatmaya çalışan Hüseyin Baraner’e teşekkür etmeliyiz. Birçok turizm firmasının, acentenin, işletmecinin, STK’ların yapamadığını, hatta Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bir arayış içine bile girmediği işleri o tek başına yapıyor, üstelik kendi cebinden para harcayarak. Yurt dışında toplantılar düzenliyor, Türkiye’yi anlatıyor, gazetecileri, turizmcileri Türkiye’ye davet ediyor, hatta ellerinden tutup getiriyor.  Son olarak 50 seyahat acentesini bu günlerde Alanya’ya getireceğini söyledi.

Bir sözü beni çok etkiledi.. Etkiledi çünkü doğruluğuna inandığım için etkilendim;

“40 yıldır bu sektörün içindeyim biz hala turizmi öğrenemedik. 

Artık turist saymayı bırakmalıyız. bunun yerine verimliliğe bakmalıyız. 

Sektörün içine düştüğü çaresizlikten dolayı doğru çözümler yerine yeni çıkmaz yollar yaratıyoruz.

Turizmi gerçek anlamda ekonomimizin lokomotif sektörü olarak sağlam, gerçekçi , şeffaf ve vizyoner bir yapıya kavuşturmanın çalışmalarını ülkemizin her köşesinde başlatmalıyız" 

***

Bu sözlere ben şapka çıkarıyor ve eklemek istiyorum.

Çok fazla uzağa gitmeden turizm sektörünün üç beş yıl öncesine baktığımızda Dış Ticaret gelirimizin yaklaşık yüzde 15-20’sini turizm gelirlerinin oluşturduğunu görüyoruz. Evet 3-5 yıl önce sektörden yıllık gelirimizin 35-40 milyar dolara ulaştığını konuşunca sanki masal gibi geliyor insana. O günleri hayal ediyoruz ya da …

Peki o başarılı dönemlerimizde ne biriktirdik?

Bakanından, müsteşarına; yatırımcıdan, işletmecisine, yetkilisinden, yetkisizine İşin başındakiler turizm sektöründe ileri ülkelerde, turist gönderen ülkelerde ne gibi yatırım yaptılar?  Ne önlem aldılar, kriz yönetimi konusunda ne becerdiler, hangi planı yapıp, politika ürettiler? Kimlerle diyalog kurup Türkiye’nin adını duyurdular.

Turizm sadece çok güzel otel yapmakla bitmiyor, o otellere yıldız vermekle de bir yere varılmıyor. Fuarlara katılıp, bir yıl sonrayı satmakla, her şey dahil sistemini uygulayarak, yemek kalitesini düşürüp,  merdiven altı içki üreterek de olmuyor. Esnafa turist bekleyip, sokakta gördüğü turisti zorla dükkana sokarak fahiş fiyatla sahte ürünler satmakla da turizm yapılmıyor.  Daha neler neler…

Bence bugünlere neden geldiğimizi tartışmanın bir anlamı kalmadı artık. İyi günlere, yeniden ve ne kadar çabuk dönebiliriz ya da o başarılı günlere  neler yaparak yeniden kavuşabiliriz. Bunu araştırmamız gerekir. Aslında bunun adı Milli Seferberlik’dir.

Bunlar üç-beş satır yazarak, ya da konuşarak da bitmiyor, hataları görüp vazgeçmek; Amerika’yı yeniden keşfetmek gibi bir şey.  Çözüm… İşte benden bir-kaç öneri:

  • Söz verildiği gibi terörü tüm siyasilerin katılımı ile hep birlikte bir an önce sona erdirmeliyiz,
  • Türkiye’nin bir terör ülkesi olmadığını, terörden etkilenmediğini, güvenli bir tatil cenneti olduğunu, özetle Türkiye’nin tanıtımı konusunda büyük bir seferberlik ilan etmeliyiz. Bu anlamda Turistin yasal haklarını da düzenlenmeliyiz.
  • Ülkemiz turizmini sadece güneş-kum-deniz şeytan üçgenine mahkûm eden anlayış terk etmeliyiz,
  • Turizmde kalitemizi büyük ölçüde düşüren ucuz fiyat uygulamasından, hatta gerekirse geçici bir süre “Herşey Dahil” Sisteminden vazgeçmeliyiz. Bu arada yerli ve yabancı turistlere uygulanan fiyatlardaki farklılıklar giderilmelidir.
  • Yeni pazarlar aramalı, özellikle gelecek yılı “Türkiye” yılı ilan eden Çin de özel bir tanıtım çalışması yapmalıyız. Bunu yaparken de müşteri kalitesini de dikkatten uzak tutmamalıyız.
  • Turizmin artık çevre ile barışık hala gelmesi lazım. 5 yıldızlı otellerin dışındaki yıldız bile verilemeyecek kadar kötü yerler düzenlenmelidir. Çünkü çevresi kirletilmiş doğası bozulmuş bir ülke uluslararası turizm pazarında yer alamaz.
  • Turizm sektörü özellikle kent merkezlerinde “Hanutçuluk” denilen beladan ve alışveriş merkezi adı altındaki, soygun düzeninden kurtarılmalıdır,
  • Sektörde sayıları giderek artan sivil toplum örgütleri bir çatı altında toplanarak, siyasetten uzak, ortak akıl toplantıları düzenleyerek çözüm üretmeli ve taşın altına ellerini sokmalarını sağlamalıyız, Bu örgütlenmeler içinde tek söz çıkmalı ve herkes buna uymalıdır. Özellikle TÜRSAB yöneticileri,  bu sektörün sahibi olduklarına yönelik inançlarından bir an önce vazgeçmelidir.
  • Antalya bölgesini kasıp-kavuran, çevreyi katleden taş ve maden ocaklarına turizm beldelerinde kesinlikle izin verilmemeli,
  • Krizden çıkış yolu ülkenin ekonomik krizden çıkışının da reçetesi olacaktır. Bugün, IMF, Dünya Bankası ve OECD gibi kuruluşlar küresel krize karşı, gelişmiş ülkelerde öncelikli 3 sektör içinde gösterilen ve Türkiye gibi kalkınmakta olan ülkelerde ise birinci öncelikli sektör halini alacak olan, Turizmi geliştirmeyi önermektedir. Bu nedenle Kültür ve Turizm Bakanlığı kabinede basit bakanlık gibi görünerek, ehil olmayan kişilerin Bakanlığa atanmasına kesinlikle son verilmeli, hatta bu bakanlığa kabine dışından profesyonel bir turizmci atanmalıdır.
  • Kültür ve Turizm Bakanlığının bütün bu işlere öncülük yapmalı, Avrupa’da imaj yenilemek adına profesyonel bir PR şirketi ile anlaşma sağlanarak kesenin ağzını açmalı, tüm fuarlara ciddi katılım sağlamalıyız. Bugüne kadar hiç bilinmeyen Anadolu’daki destinasyonların tanıtımına ağırlık vermeliyiz, Yeni bölgelerin markalaşması için Turizm Bakanlığı, yerel yönetimler ve turizmciler arasında sıkı işbirliği yapılmalıdır. Turizm konusunda büyük fedakarlık gösteren ve sektörden pay almayan belediyelerin teşvik edilmesi gündeme getirilmelidir.
  • Son olarak herkes işini  ve üzerine düşeni yapmalı...

MAKALE Yorumları