Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
TAYLAN ERTEN
ANKARA MEKTUBU
mail_outline : taylanerten1907@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

02.08.2017

Okunma Sayısı

919

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Yolsuzluk ‘yolunu’ değiştirmiş!

Yolsuzluk kavramında her ‘yol’ var! Kamu gücünün kullanımında bilinen en kısa yol rüşvet. Bu alanda yapılan bütün araştırmalar rüşvetçiliğin dünyanın en eski iki mesleğinden biri olduğunu, sadece ülkemizde değil küresel ölçekte “itibarını” yitirmediğini gösteriyor.

 

Ama, hepsi bu kadar değil. Kamu gücünün kullanımında yolsuzluk, kurulu liberal ekonomik ve mali sistemin çarklarını yağlayan çok sayıda yöntemden oluşuyor. Zemini ise siyaset-bürokrasi-medya üçgeni.

     Medya belki yolsuzluk zemininin asıl faili değil; ama kaynağı hangi kurum, faili kim veya kimler olursa olsun yolsuzluklarda “hakikati” ortaya çıkarma işlevini ya iktidar yandaşlığı nedeniyle gözünü kapatarak veya iktidarın tehdit ve baskısı yüzünden yerine getiremeyerek “fer’i fail” durumuna düşüyor.

   Nitekim, Uluslararası Şeffaflık Derneği (UŞD)’nin “Türkiye’de Yolsuzluk: Yasalar, Uygulamalar ve Riskli Alanlar” başlıklı raporunda (16.5.2017) şeffaflık sisteminin en zayıf alanları medya ile yürütme olarak belirleniyor; “Denge ve denetleme sisteminin en önemli unsurlarından biri olan medyanın bağımsız haber yapabileceğine güvenilememesi” temel bir sorun olarak vurgulanıyor ve “Bu sorun yalnızca güçlü bir Şeffaflık Sistemi için değil, aynı zamanda ifade ve haber alma özgürlüğü için de katedilmesi gereken çokça yol olduğuna işaret etmektedir” deniliyor.

NE KADAR DEMOKRASİ…

     O kadar şeffaflık! Raporda yolsuzluk olgusu bu denklem esas alınarak siyasi ve ekonomik çerçevede şöyle değerlendiriliyor:

     “…Türkiye’nin içinde bulunduğu hassas konum dikkat çekmektedir. Koalisyonların ve siyasi istikrarsızlığın bir norm haline dönüştüğü 1990’lı yıllardan sonra 2001’deki ekonomik krizi takiben yakalanan 5 yıllık büyümenin toplumda oluşturduğu güven duygusu siyasal düzeni de değiştirmiştir. AB’ye tam üyelik süreci ile beraber gelen uyum yasaları ve reformlar, Türkiye’nin uluslar arası kıstasları yakalamasını ve özellikle yolsuzlukla mücadele alanında etkili bir yasal çerçevenin oluşmasını sağlamıştır.”

     Sonra… ne olduysa oluyor, 2010 yılına kadar bu alanda yaşanan olumlu yapılanma duruyor. Rapordaki tespit şudur:

     “Fakat yakalanan siyasal ve ekonomik istikrar kısa ömürlü olmuş, 2010’lu yıllara girerken hem bölgede yükselen siyasi tansiyon hem de ülkede yaşanan sorunlar demokratik süreçleri durma noktasına getirmiştir. Dünya çapında etkileri olan ekonomik durgunluk ülkede de yoğun biçimde hissedilmiş, reform süreci zıt yönde hareket ederek temel hakların ve özgürlüklerin kısıtlandığı, hukukun üstünlüğü ilkesinin, kural hakimiyetinin ve güçler ayrılığının hiçe sayıldığı ve her türlü muhalif sesin bastırıldığı bir hâl almıştır.”

   Denklemin ağırlık noktası buraya kaydığında ülkenin politik, ekonomik ve toplumsal yapısını kemiren bu sorunu “halının altına süpürmek”; bu gibi konularda duyarsızlığı zaten en üst düzeye varmış toplumun bilincini iyice silerek, özellikle siyasetçinin yolsuzluklarını “meşru” ve âdeta “hak” görmesini sağlamak mümkün oluyor.

 

ASKIDAKİ EYLEM PLANI

 

     Rapora göre, “ Böylesi bir siyasi ve ekonomik ortamda yolsuzlukla mücadeleden bahsetmek giderek zorlaşmaktadır. Türkiye’nin idari dürüstlük ve şeffaflık sistemindeki sorunlar usulsüz uygulamaların tespit edilip önlenmesini de engellemektedir. Her ne kadar önceki reformlar küçük çaplı yolsuzluğun azalmasına yol açsa da ülke çapında büyük çaplı ve politik yolsuzluğun artmasının ve oluşan rant ağlarının genişlemesinin etkileri hissedilmektedir.”

   Bu tespit “zamanın ruhuna” ve günümüz iktidarının benimsediği politik ekonominin “olağan akışına” cuk oturuyor. İktidarca “en ziyade müsaadeye mazhar ” statüsüne alınan kimi “şanslı” şirketler [milletin hatırını da sorarak!] “ kamu mal ve hizmet alımlarında sürekli boy göstermektedir.” Bunlar kamu mal ve hizmet alımlarında gözde şirketler olarak boy gösteredursunlar, yolsuzlukla mücadelede 2010 yılına kadar süren “mücadele” görünümü bu yıldan itibaren tavsatılıyor ve 2010-2014 yılları arasında yürürlükte olan yolsuzlukla mücadele eylem planı yenilenmiyor ve 2016 yılında tümüyle   askıya alınıyor.

   Bu tarihten itibaren şunlar yaşanıyor: “Türkiye’nin iyi yönetişim için çalışan uluslar arası ve bölgesel oluşumlara üyelikleri gözden geçirilmektedir. Kişisel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması ve medya ve yargıdaki müdahalelerle bilgi edinme hakkının toplumun elinden alınması, uluslararası raporlarda Türkiye’ye dair çizilen resmin giderek daha da olumsuz bir hal almasına neden olmaktadır. Bu bağlamda, yürütme erkinin yolsuzlukla mücadele konusunda atılması gereken adımları göz ardı ettiği, sağlıklı yolsuzluk istatistiklerinin paylaşılmadığı, bilgi edinme kanununun uygulamada göz ardı edildiği bir ortamda yolsuzluk riski yüksek alanların tespiti zor bir çalışma haline gelmiştir.”

 

SEKTÖREL DEĞİŞİM                  

  

   Raporun dikkati çeken bölümlerinden biri yolsuzluk olgusunun sektörel yapısına ilişkin. Tahmin edin ilk sırada hangi kurumlar var? Belediyeler… Bunlar yolsuzluk riskine en açık kamu kurumları hâline gelmiş. Ulaşılan veriler yerel yönetimlerde giderek artan yolsuzluk riskine işaret etmekteymiş.

   Başka!

   İnşaat, madencilik, emlak, taşımacılık, su, elektrik, doğalgaz vb. idareleri yolsuzluk riski yüksek olan sektörler olarak öne çıkmış. Gerek yerel yönetimlerden alınan inşaat ruhsatları olsun gerek (…) kamu özel işbirliği kapsamında gerçekleştirilen mega projelerin ihaleleri ya da taşeron işçilerin hakları ile ilgili sorunlar olsun, bahsi geçen sektörlerde yolsuzluk yaygın biçimde karşımıza çıkmaktaymış.

       Araştırma sonuçları ve kamu görevlileriyle gerçekleştirilen mülâkatlar sonunda yüksek [yolsuzluk] riskli işlemler şöyle sıralanıyormuş: Kamu alımları ve devlet kontratları; Ruhsat ve lisans işlemleri; Sosyal yardımlar;

MAKALE Yorumları