Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
DR. RÜŞTÜ BOZKURT
BUZDAĞININ DİBİ
mail_outline : rbozkurt@dunya.com
Dinle

Yayın Tarihi

09.08.2017

Okunma Sayısı

354

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

"Yüksek Kaliteli Gazetecilik"

Hürriyet’de Ali Tufan Koç’un The New York Times gazetesinin bir numalı adı Mark Thompson’la söyleşisi gazete haberleri gibi kısa ömürlü olmamalı. Biliyoruz ki, bilinçli insanın, bilinçli toplumun üç özelliği var: Birincisi; dünya genelinde olup bitinleri anlamak ve açıklama. İkincisi; kendini bilme. Üçüncüsü de gelecekle ilgili bir ideale ve yaratılmak istenen sonuca götürecek plana sahip olma. Bilincimizi diri tutarak, Thompson’un önerilerini tartışırsak kendimiz için bir yol ve yordam bulabiliriz.

Çoğunluğumuzun yakındığı, sokaktaki insanın bile rahatsız olduğu bir olgudan söz ediyor ünlü gazeteci: “Popülist liderler yeni bir dil yarattı: Daha direkt, çok da resmi olmayan, oyunun kurallarını değiştiren, pek alışılmadık dil”den.

Dil, adlandırmanın, kavramlaştırmanın, terimler üretmenin, düşünceler geliştirmenin, projeler olgunlaştırmanın, yapılar kurmanın, karşılıklı etkileşmenin, uygulamalara yönelmenin, maddi ve kültürel zenginlik üretiminin yollarını açmanın en önemli aracıdır. Toplumu bu kadar derinden etkileyen dil konusunda, yeni oluşturulan politik dilin etkilerini tartışmazsak, topluma olan çok önemli bir sorumluluğumuzdan kaçınmış oluruz.
Thompson, Trump’ı örnek vererek, söylem tarzına ilişkin şu saptamayı yapıyor: “Duygularını demlenmeye bırakmadan (…) içinden geçenleri en hızlı yoldan sisteminden atıyorlar. Son derece tehlikeli bir özellik. Politika dilini daha agresif, ciddi ve saldırgan bir yapıya dönüştürüyor.”

Duygularını demlemeye bırakmadan, aklına ilk geleni, kitlelerin hoşuna gidiyor diye sisteminden atma yöntemini, toplumun uzun dönemli geleceği açısından sakancalı buluyorsak, toplum adına, böyle bir gelişmenin karşısında durmamız gerekir. Eğer toplum olarak, kısa dönemli çıkarları optimize eden agresif dile alkış tutarsak, Thomson’un, “Asıl tehlike sadece basit cümleler kullanmak değil, bilinçli bir şekilde agresif kelimeler seçmek” dediği gelişmenin ortağı haline geliriz.Temel görevi toplumu doğru bilgilerle yüzleştirmek olan gazeteciliğin hassasiyeti bu noktada önem kazanır.
Gazeteci ve bir sonraki nesil

Ali Tufan Koç'un “Seçimden zaferle çıkmış liderlerin kullandığı dil. Demek ki alıcı var…” saptaması üzerine Thompson, “Toplumun bu ihtiyacı; araştırılması, uzun uzun tartışılması gereken bir konu. Bu liderler yeni bir politika dili yaratmakta kalmadı, bu dil üzerinden toplumu ve düzeni hızlı bir şekilde değiştirmeye başladı” yanıtını veriyor.

Sorulması gereken temel soru şu: Popülist politik dil, orta ve uzun dönemde, toplumu zenginleştirici ,refahını artırıcı etkiler mi yapıyor; yoksa toplumsal enerjiyi gereksiz konuların tartışılması, süreçler yerine sonuçlara odaklanan söylemlerle, neler olduğunu söyleyen, neyin nasıl yapılması gerektiğini anlatmayan bir muğlaklık mı yaratıyor?

Yeni dil, toplumun gelişme dinamiğini yavaşlatıcı etki yapıyorsa, kaliteli gazetecinin popülist dil kolaycılığı yerine, analitik dilin geliştiriciliğinden yana tavır koyması gerekir. Popülizmin sahte sıcaklığına kapılan gazeteci, haberini verdiği olay ya da olgunun bileşenlerini, bağlamlarını, ileriye ve geriye etkilerini, toplumsal enerjiyi zenginlik üretimine yönlendirme derecesini dikkate almaz; günü kurtarmayı yeğler.
Popülist politikacı bir sonraki seçimi; devlet adamı ise bir sonraki nesli düşünür. Toplumu bilgilendirme temel misyonu olan kaliteli gazeteci de devlet adamı gibi davranmalıdır. Haberin ve yorumun bir sonraki neslin refahına katkısının ne olacağını sorgulayarak zihninde meşrulaştırması gerekir.
Gazeteci ve politikacı

Thompson, “Yeni politik dilin etkisi yadsınamaz, orası kesin” diyor. Politik dilin olumsuz etkileri karşısında gazeteci tavrının ne olması gerektiğini de açıklıyor: “Gazetecilerin politikacıları mutlu etmek ya da zor durumda bırakmak gibi bir amacı yoktur. Olmamalıdır da…”

Thompson’un, “Toplumdaki kutuplaşma medyaya yansıdı, yayınlar da kendi aralarında kutuplaştı. Şimdi doğal olarak bir taraf diğer tarafın haberini yalan olarak görüyor,” saptamasını, dingin bir kafayla, inandığımız kutsalı şahit göstererek ve kendimize ayna tutarak sorgulamalıyız. Önyargılarımız ve sedece kendimize dönük çıkarlarımızdan arınarak, yaptığımız işi sorgulayabilirsek; yüksek kaliteli gazeteciliğin merdivenlerini tırmanmaya başlarız.
Yazıyı Thompson’un cümlesiyle tamamlayalım:“Yüksek kaliteli gazeteciliğe her zamankinden daha çok ihtiyaç var!”
 

MAKALE Yorumları